İçimdeki muzip çocuk

Kendi içimdeki muzip çocukla konuşup duruyorum. İçimdeki nehirlerin yönünü o belirliyor, dağların zirvesine bir solukta çıkıyor, başı sonu olmayan yolları yürüyor. İçimdeki çocuğu öldürmenize müsaade etmeyeceğim, son nefesime kadar mücadele edeceğim. Kalemi tutan benim, ruhumun kulağına fısıldayan o. Kelimeleri dile getiren benim, kelimelere mana veren o. Cümle kapısından giren benim, hançer gibi imgelerle beni karşılayan o. Her satırımda onun izi var. Her sözümü onun acı ve sevinç karışımı gözyaşlarıyla yoğurdum.

Sizin dünyanızdan koptum daha doğar doğmaz. Annemin sessizce kulağıma fısıldadığı masalları dinledim, hikâyelere kapıldım. İçimdeki çocukla büyüdüm. Uzaklara gittim, yakınlara gömüldüm. Siz insanlar yoktunuz. Olmanız için bir neden de yoktu. Hep dışarıdaydınız, işinizde gücünüzde.

Yağmur yağıyor. Elimden tutup dışarıya çıkarıyor beni içimdeki çocuk. Yağmura bakıp sürgünlüğümü, yersiz yurtsuzluğumu hatırlıyorum. Sonra toprağın içinde kaybolan adımlarımı, özgürlüğüne susamış tohumları ve nereden gelip nereye gittiğini umursamayan adamları görüyorum. Ben yağmur çocuğuyum, diyorum. Hiç kimse izimi sürmeyecek, hiç kimse aslımı esasımı bilmeyecek. Roman kahramanlarımla ıslanıyorum. Don Kişot hemen yanı başımda beliriyor. İnce Memed yol gösteriyor. Küçük Prens elimden tutuyor. Martin Eden’in gözyaşları yağmura karışıyor. Her düelloda ilk vurulan ben oluyorum. Her ayrılık mektubunda yüreği yanan ben, her defasında terk edilen ben, her ayette vurgulanan ben oluyorum. Durmuyorum hiçbir yerde. Görmüyorum yüzümü hiçbir surette.

Kırık cam parçalarıyla güzergâhımı çiziyorum. Hayat, diyorum, ölüm olmasaydı hiç bu kadar anlamlı ve güzel olmazdı. Ölüm, diyorum, seni ayakta tutan hayata borçlusun bütün sırrını ve gücünü. Bu yüzden her meclisin mimlisi ben oluyorum. Mimli, dilinin altında intihar timlerini saklayan. Mimli, yarasına tuz basarak ayakta kalan. Mimli, olmayan ayaklarını başkasının yolunda kaybeden. Mimli, son nefesini en son kurşuna emanet eden.

Fakirin duası benimkisi, dünyası yarım ahireti uzak. Her bildiride ruhu darağacına çekilen, her yol ayrımında hikâyesine ihanet eden, her kuytuda içindeki muzip çocuğu küstüren. Onların eski zamanlarının ve ucuz kahramanlıklarının saldırısı altında kalakalıyor içimdeki çocuk. Başımı alıp gitmeliyim. Koparamıyorum kan bağını. Can çekişiyor içimdeki çocuk. Roman kahramanlarım araya giriyor. Küçük Kara Balık, Martı Jonathan, Zeze, Momo, Tom Sawyer, Peter Pan, Pinokyo, Heidi, Çizgili Pijamalı Çocuk, Pal Sokağı Çocukları ve diğerleri. Kıramıyorum onları, kıyamıyorum içimdeki muzip çocuğa.

Yazgımı kendi ellerimle yazıyorum. Kilitleniyor içimdeki çocuk. Kendimi dışarıya atıyorum can havliyle. Kar yağıyor ağarmış saçlarıma, üşüyor içimdeki çocuk. Kopuyor minareler mekandan, küsüyor taş betonlar zamana. Ayağımın altındaki toprağı tanıyamıyorum. Kar yağıyor yüzüme, gözüme. Kefene sarılıp uyuyor içimdeki çocuk. Bulutlar eski bir türküye duruyor: “Sevgilim uzak yollarda…”
Cemile ile Danyar’ın türküsü bu. Mosmor olmuş dilimin ucunda ezberi bozulmuş zamanlar, hep de iki cihan savaşının arasında. Hatırlıyor içimdeki muzip çocuk. Üçümüz birlikte Cemile ile Danyar’ın türküsüne eşlik ediyoruz: “Küçük ipek mendilimi, senin için sakladım.”

Öteki roman kahramanlarım da bize katılıyor. Şatov deli yürüyüşüyle, Raskolnikov çılgın sözleriyle, Alyoşa garip ilahisiyle, Sonya gözyaşlarıyla, Prens Mişkin saflığıyla, Yeraltı Adamı garipliğiyle. İçimdeki muzip çocuğa dönüyorum bütün bir varlığımla. Ondan başka kimsem yok. O benim yegane Ağlama Duvarı’m, sonsuzluğa kanat çırpan Pervane’m, yersiz yurtsuz Haymatlos’um, uçmak için doğan Albatros’um, kanatlı Pegasus’um, insanlar için tanrılardan ateş çalan Prometheus’um.

Önce söz vardı. Söz hep var olacak. Sözümü emanet ediyorum içimdeki muzip çocuğa: Başkası olmadan yolumuza devam edeceğiz. Bir başkasının aramıza girmesine müsaade etmeyeceğiz. Bileceğiz: Yolculuğumuzu mana ve yön veren kendimizken, yolu güzel ve dayanılır kılan ise başkalarıdır.

Belki de hayat, kendinden başladığın bir yolculuğu başkalarında bitirmeyi göze almaktır, başkasının suskunluğunu kendi ezelî ve ebedî sözünde çoğaltmaktır. Hayat aynasında başkasını göremeyen kendi asıl sırrına vakıf olamaz. Hayat aynasında kendisini yitiremeyen, başkasının gönlünü kazanamaz. Hayat aynasında başkasını hepten silemeyen kendi sonsuzluğunu yaşayamaz.

(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)