Asimilasyon kurgusu: Bektaşilik

Alman doğubilimci Georg Jacob ile Türkçü tarih kurucusu ve Cumhuriyet sonrası Alevi düşüncesinin asimilasyonunda temel isimlerden biri olan Fuat Köprülü arasında, Bektaşi tarihi ve oluşumu hakkında ciddi yorum farkları bulunmaktadır.

Georg Jacob, Bektaşiliğin oluşumunu Hacı Bektaş şahsında 12. yüzyıla değil, 16. yüzyıla ait bir kurguya dayandırmaktadır. Ona göre Hacı Bektaş, 1200’lü yıllarda sıradan ve yalnız bir derviştir. Balım Sultan’ın ise 1500’lerin başında bu düşünceyi tasarlayıp kurguladığı anlaşılmaktadır. Sonradan Osmanlı, bu yapıyı Yeniçeri Ocağı’yla ilişkilendirmiştir. Böylece Bektaşiliğin, Osmanlı’nın bilinçli bir siyasi projesi olduğu ortaya çıkmaktadır.

Bilindiği gibi bu konuda “kolonyal dervişler” meselesi tarihsel bir tartışma olgusudur. Fuat Köprülü ise Hacı Bektaş’ın düşüncesini, kaynaklarını, göçünü ve hareket tarzını; bugün artık yanlış olduğu bilinen “Horasan Erenleri” mitine dayandırır. Bu “Horasan Erenleri” mitinin de asimilasyon amaçlı bir uydurma olduğu, Alevi Kızılbaş tarihsel kültürünün böylesi bir geçmiş ve bağlantısının bulunmadığı bugün artık bilinmektedir.

Oysa Hacı Bektaş’ın düşüncesi, günümüzde Vefailiğe daha yakın görülmektedir. Kaynağının Vefailikten geldiği düşünülebilir. Jacob, Bektaşiliğin 1500’lerde laboratuvar titizliğiyle “üretilmiş” bir yapı olduğunu, dönemin tarihsel ve siyasi kaynaklarıyla netleştirmiştir. Köprülü’ye göre ise Balım Sultan kurucu değil, düzenleyici Pir’dir. Ona göre Bektaşilik bir Türk kültürü ve mirasıdır. Bu tartışmanın hakemi durumunda ise H. H. Schaeder’in 1928 yılında yazdığı “Bektaşiliğin Kurucu Efsanesi Üzerine” adlı araştırmasını görüyoruz.

Bu dönemde adı geçen figürler hakkında yeterli bilgi ve referans yoktur; bunların çoğu belirsiz efsane figürlerdir. Schaeder’in vardığı sonuçlar ve vurgular bu yöndedir. Jacob, “Hacı Bektaş ile daha sonraki Bektaşilik arasında hiçbir içsel bağ bulunması gerekmediği” tezini savunur. Hacı Bektaş’a atfedilen eserlerde Alevi Kızılbaş düşünce ve tarih sistemine rastlanmaz. Buna Hz. Ali ve ehl-i beyt sevgisi de dahildir. Hacı Bektaş’ta Hz. Ali ve ehl-i beyt vurgusunun ayrıcalıklı, özel bir yeri bulunmaz. En çok atfedilen eser olan Makalat’ta ise dogmatik duruşa, ılımlı Sünni tasavvuf anlayışının damgası hâkimdir.

Hacı Bektaş kimdi? İlk olarak ne zaman ve ne şekilde düşüncesi doğdu? Serencamname’de “O’nu Anadolu’ya biz gönderdik” diye yazılır. Bu söylemde tarihin 1200’lü yıllar olduğunu hatırlatalım. Yarsani-Kakayi yolunun en temel kutsal kitabı Serencamname’dir. Bugünkü Alevi düşünce, yol, söylem ve ritüele en yakın tarihsel yol Yarsaniliktir.

Fuat Köprülü, elindeki büyük devlet olanaklarını da kullanarak Alevi asimilasyonu için Bektaşiliği ve Türklüğü propaganda unsuru hâline getirmiştir. Büyük olasılıkla sahte isimle yayımlanan “M. Tevfik Oytan - Bektaşiliğin İç Yüzü” kitabının yazarı da Fuat Köprülü’dür.

Dressler, bunun tarih ve Alevi düşüncesini Türklük merkezine bağlayan net bir sosyolojik kurgu olduğunu, Fuat Köprülü operasyonu üzerinden açıklar. Aynı döneme denk gelecek biçimde, “Bektaşiliğin İç Yüzü” kitabında M. Tevfik Oytan da bu asimilasyonun temelini atmıştır. Biz bunun bir istihbarat sosyolojisi olduğunu ve böyle bir yazarın bulunmadığını çeşitli defalar yazdık. Yanlış üzerine kurulan tarih; toplum, kurum ve entelijansiya tarafından kabul görünce düşünce sisteminde psikolojik bir boşluk oluşuyor.

Alevi düşüncesi, semavi dinlerden sonra ekseninden sürekli ayrılarak ilerlediği için yeni bir yol bulunamıyor. Sonra Osmanlı-Safevi paylaşım savaşlarıyla birlikte bu yaklaşım daha da anlamsız bir biçimde yanlışla derinleşiyor. Osmanlı’nın yayılma dönemlerinde batıya açılma süreci de yine yanlış bir zemin üzerinde “kolonyal dervişlerle”, köklerinden çok uzak bir sufi düşüncesi oluşturuyor. Buradan Bektaşilik gündeme geliyor ve tam anlamıyla manipülatif bir tarih oluşturuluyor. Bu, yanlış tarih anlayışının yeni başlangıç dönemidir.

Kürt Alevi düşüncesinin, hakikatçı felsefeye giden yolda güçlü bir durak olan; tarihsel bağ ile semavi dinler arasındaki eşsiz köprü niteliğindeki Yarsani düşüncesinin temel kaynağı şudur: Serencamname ya da Hazine Kelamı, Sitav Yayınları.

Kitapta, 12. yüzyılda Hacı Bektaş’ı Rum illerine “biz gönderdik” diye yazılmasına rağmen yanlış anlayış sürüp gidiyor. Oysa Hacı Bektaş ismi en belirgin biçimde burada geçer. İlk bilinen cem ve cemxane kavramı bu kitapta yer alır. Daha sonra bu yanlış anlayış, Osmanlı’nın son yıllarında kabul görmeye başlıyor.

Baha Saidler ve İttihatçılar, Kürt Aleviliğini yanlışla sürdürmek ve asimile etmek için devlet destekli alan çalışmaları yapıyorlar ve yeni dönem yanlışının başlangıcını oluşturuyorlar. Devletin, neredeyse 12. yüzyıldan günümüze kadar düşünceyi ve yolu asimile edip manipüle etmeye çalıştığı yönündeki düşünce kabul görüyor.

Mustafa Kemal’in hiç uğramadığı, bilmediği ve üzerine bir kelime dahi söylemediği Bektaşiliğin ya da Aleviliğin “koruyucusu” olduğu yönündeki yanlış algı ısrarla sürdürülüyor. Mustafa Kemal, Hacı Bektaş’a uğramamıştır. Bütün yanlış tarihe rağmen Alevilerin, sözde Kurtuluş Savaşı’na destek vermediği savunulmaktadır. Alevi kaynağını net bilmelerine rağmen asimilatif Türkleştirme ve semavi dinlere yaklaştırma böyle başlıyor.

Markus Dressler’in “Türk Aleviliğinin İnşası: Oryantalizm, Tarihçilik, Milliyetçilik ve Din Yazımı” kitabı güçlü bir alan çalışmasıdır.

Alevi Kızılbaş düşüncesi bir yol toplamıdır. Bunun son ve senteze ulaşmış yolunu Hakikatçı Alevi Yolu temsil etmektedir. Bektaşilik de Alevi düşüncesinin bir yoludur. Fakat burada anlatılmak istenen, merkezi sistemin asimilasyon amacıyla bütün Alevi yolunu Bektaşiliğe bağlama ve yolu bozma faaliyetini açıklamaktır.

Şimdilerde, özellikle son 100 yıldır Bektaşiliğe bağlama ve böylece milli kimlikten uzaklaştırma; Alevi düşüncesini tarihsel köklerinden kopararak asimile etme amaçlanmaktadır.

Makalat ve Velayetname, Hacı Bektaş ve Bektaşiliğe referans olan iki temel kaynaktır. Bu kaynaklar incelendiğinde, Bektaşiliğin II. Mahmud’dan başlayarak İttihatçıların ve Cumhuriyet’in bir Alevi yol sapması için oluşturduğu bir kurgu olduğu anlaşılmaktadır.

Not: İlhami Yazgan’ın notu ve paylaşımı bu yazıda referans olarak alınmıştır.

  • (Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)