Kürdistan halkının, meşru hakkından vazgeçeceğine dair sağda solda farklı açıklamalar yapılıyor. Bu tür açıklama ve işaretler, Kürdistan halkını ve şehitlerimizi inkar anlamına geliyor. Ayrıca uluslararası yasalara, Birleşmiş Milletler prensiplerine ve dünya demokrasisine aykırıdır.
İnkardır çünkü Kürdistan halkının, Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nce belirlenen meşru hakkını talep etmesinden korkması gerektiğini içeriyor bu açıklamalar. Sözleşme’de, her milletin, kendi toprakları üzerinde kaderini tayin hakkı yer alıyor. Bu açıklamalarla, Kürdistan halkının başı dik şekilde yaşamaya karar vermesi durumunda dünya demokrasisine ters düşeceği algısı yaratmaya çalışıyor.
Uluslararası hukuka aykırı olmalarına rağmen kara propaganda ve karşıtlıklarını öyle iyi yapıyorlar ki bazı samimi insanlar, bu sözleri doğru zannediyor!
Milletimizin tarihi mücadelesi bize hiçbir baskı altında bağımsızlıktan geri adım atmamamızı söylüyor. Yolun en zorlu bölümünün büyük kısmını geride bıraktık ve kurtuluş artık yakın. Bu tür çabaların artması da Kürdistan’ın bağımsızlığına yakınlaşmasıyla aynı oranda artıyor.
Her milletin kendi kaderini tayin hakkının doğal olduğunu ve topraklarında nasıl yaşayacağına karar vermesinini önemini bir kez daha vurgulamak istiyorum.
Milletimizin elde ettiği kazanımlar, peşmergelerin IŞİD’li terörsitler karışsındaki mücadelesiyle dünyanın sembolü haline gelmesi, havalimanlarımızın dünya liderleriyle dolması, Avrupa ve Ortadoğu’da bazı ülkelerden destek almamızdan sonra maalesef Kürt olmalarına rağmen bazı kişiler Kürdistan halkını korkutmaya çalışıyor.
Bu sebeple bazı önemli hususları net bir şekilde belirtmeyi gerekli görüyorum:
1.Demokrasiyle yönetilen hiçbir ülke, bir millete yasal haklarından vazgeçmesini, kendi kaderini tayin etmeyip köle gibi yaşamasını istemez.
2.Kurtuluş için var olmanız ve destek alabilmeniz için mücadele etmeniz lazım. Yerinizde oturup, size devlet kurması için ülkeleri davet edemezsiniz. Bütün baskı ve köleliğe razı olup içinizden bağımsız bir ülke isterseniz, bunu elde edemezsiniz. Bağımsızlık verilmez, mücadeleyle alınır. Milletimiz bu uğurda çok kurban verdi.
3.Bir ülkenin gelip, bir milletin yakasına yapışıp, ona bağımsızlık talebinde bulun dediği nerede görlümüş?!
4.Bir millet bağımsızlık isteyip ilan etmiyorsa, sesini demokrasi dünyasına duyurmuyorsa, diğer ülkeler neden devlet kurmasına saygı duysun?
5.Kürdistan Bölgesi önemli bir süreç geçirdi, artık geriye de dönmez. Köle olarak yaşamayı da asla kabul etmez. Kürdistan Bölgesi’nin uluslararası meşruiyeti var ve uluslararası toplum, kendi toprağında egemen, güçlü peşmerge ordusuna sahip ve ekonomik altyapısını oluşturduğu için Erbil’le ilişki kuruyor.
Kürdistan’ı geriye götürmek isteyenlerin olması gerçekten hayret verici! Bunda başarılı olurlarsa bir kez daha jenosid, diri diri toprağa gömülme, demografi değişikliği ve Araplaştırma kapımızda belirecek.
6.Bu yüzden hepmizin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ndeki milletlerin kendi kaderini tayin hakkını iyi okumamız lazım. Ayrıca Kürdistan’ın bağımsızlığından yana olup bunun için çalışanlarla, karşısında duranlar arasında iyi ayrım yapmamız lazım. Bunları iyi tanımalıyız ki milletimizin menfaatlerine ve kendi kaderini tayin hakkına karşı hiçbir tutum ve tavır gösteremesinler.
Son olarak:
Yapılması gerekenlerin büyük bir kısmını tamamladığımızı, birçok yılın mücadele ve fedakarlıkla geçirdiğimizi söylememiz lazım. Şimdi milletimizin en yüce amacını gerçekleştirmeye de en çok yaklaştığımız dönemdeyiz. Bilindiği gibi, Kürdistan halkının kendi bağımsız devletine kavuşmasına ramak kaldığı için bu sesler de bu kadar yükseliyor.
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)
Yorumlar
Misafir olarak yorum yazın ya da daha etkili bir deneyim için oturum açın
Yorum yazın