Mem û Zin destanı, kategorik bakımdan Homeros destanları silsilesinde yer alır. Öyle inanıyorum ki Kürtler bağımsız bir devlet kurabilseydi, bu eser dünyanın üç beş en nüfuzlu klasiklerinden biri olur; Ehmedê Xanî de kendi çağının en seçkin felsefeci ve edebiyatçıları arasında anılırdı.
Bu epik yapıt, içeriği ve kahramanlarına yüklediği rollerle Kürt toplumunun dramatik varoluşunu bir aşk destanı formunda en yüksek estetik yoğunlukla sunar. Siyasal tez, sosyolojik analizin yanı sıra diyalektik bir düşünce üzerine kuruludur ve şiirsel bir nehir gibi akar.
Böylece eser, geçmişten geleceğe ufuk açıcı, düşündürücü ve zengin bir katkı bırakır.
Felsefe kategorisine ait bu metin, salt bilimsel ya da estetik ölçütlerle değil, verdiği siyasal mesajın açıklığıyla da değerlendirilmelidir. Zîn, Kürdistan’dır; Mem, Kürt halkıdır. Mem şahsında halk, Kürdistan’a âşıktır. Beko ihaneti simgeler; âşıkların kavuşmaması için bin bir entrika örer.
Tacdin ise çıkarsız, karşılıksız, geç de olsa ihanetin farkına varan, büyük bir duyarlılıkla müdahale eden ve ihaneti cezalandıran kahramandır. Yaşlı kadınlar bilgedir; duyarlı kadınlar ağıt yakar. Satranç oyunu bir tuzaktır; Zîn ile Mem o tuzağa birlikte düşerler.
Ehmedê Xanî, nüktedan ve edebî Kürtçe ile birleşmeleri son derece güç olan Kürt mir ve beylerinin birleşememelerinin vahametini; birleştikleri takdirde hem aşklarının hem de özgürlüklerinin gerçekleşeceğini edebiyat yoluyla anlatır. Bu anlatı, ulusal aidiyet duygusunu beslerken insani ve ruhsal düzeyde Kürt uluslaşmasının yollarına taş döşer; halkı gerçek bir özgürlüğün etkin öznesi haline getirir.
Üç asır önce ikiye bölünmüş Kürdistan’ın sınır hattında bir âlim, bir bilge ve bir medrese hocasının sesi, bugün hâlâ yankılanmaktadır. Xanî’nin bir başka özelliği de Kürt aydınlanmasının felsefesini kurmuş olmasıdır. Mem û Zin’de zamanın günlük yaşantısını, kültürünü, sosyolojisini, toplumsal hukukunu, örf ve âdetlerini, aşklarını ve bütün insan ilişkilerini bireylerin şahsında kahramanlara dönüştürerek tarihsel bağlamda Kürt insan tipini Newroz gününün giyim-kuşamı ve ilişkileriyle estetik ve felsefî bakımdan güzelleştirir. Bu, rastgele bir edebî tercih değil; bilinçli bir varoluş projesidir.
Xanî, Mem û Zin’deki aşkı kutsar; mutluluk, acı, ihanet ve kahramanlık boyutlarıyla kendi çağının adeta belgeselini çeker ve gelecek kuşaklara emanet eder. Dengbêjlerin, çobanların, şevbihêrklerde konukların hüzünle dinlediği bu destan, günümüzde konservatuvarlarda ders konusu olan, dillerde hâlâ yaşayan bir destandır.
Xanî, kahramanları aracılığıyla Kürtleri felsefî, etik ve toplumsal bakımdan güzelleştirir, kültürlerine derinlik katar. Güçlü Mem-Zîn aşkında mutluluğu, Beko şahsında fesatlığın ve ihanetin çirkinliğini, Tacdin şahsında kahramanlığın onurunu görürüz.
Bu özelliklerden ders çıkarılsın diye eser, okur üzerinde derin bir etki bırakır.
Güzellik, çirkinlik, ihanet ve kahramanlık insanlık tarihinde hep aynı döngü içinde görünür; atbaşı giden kahramanlık, aşk, nefret ve ihanet aslında yerinde saymaz. Aşk ve güzellik biraz daha baskın olduğu için insanlık güzelleşerek ilerler; fakat bu ilerleme yavaştır.
Ehmedê Xanî, Mem û Zin’i yazarken kılıç ağzı gibi göğe yükselen dağların eteklerindeki yerleşimleri yine o dağlar bölüyordu.
İbn Haldun’un “Coğrafya kaderdir” sözünü biliyordu; fakat ulusların ulus bilinciyle dağları düzlüğe çevirebileceğine inanıyordu. İki imparatorluk arasında parçalanmış olmak, din savaşları ve coğrafi koşullar temel etkenler olsa da bunun mutlak bir kader olmadığını görüyordu. Parçalanmışlık her şeyi zorlaştırıyordu elbette; fakat bilgenin sorumluluğu, bu durumun felsefesini yapmasını gerektiriyordu. Yaparken o aşkı, o mutluluğu iliklerinde yaşıyordu. Bilgenin ulusal olumsuzluğu aşmayı ve ulusal bilinci yükseltmeyi amaçladığı, eserin her satırından rahatlıkla anlaşılır.
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir)



.jpg&w=3840&q=75)