İnsanlık tarihi boyunca zamanın ölçülmesi, hem doğayla hem de kutsal olanla kurulan ilişkinin temel göstergesi olmuştur. Güneş, Ay ve yıldızların hareketlerine göre günü, ayı ve yılı hesaplayan insanlık; mevsimlerin oluşumunu da yerkürenin bu gök cisimlerine uzaklık ve yakınlığıyla, alçaklık-yükseklik farklarıyla ilişkilendirerek anlamlandırmıştır. Bu doğa gözlemleri yalnızca bilimsel bir hesap değil, aynı zamanda toplumsal belleğin ve kutsal zaman bilincinin oluşumuna da zemin hazırlamıştır.
Farklı coğrafyalarda yaşayan yerleşik ve göçebe toplumlar, tarihsel süreçte kendi kültürel olaylarını ve inanç temelli dönüm noktalarını “sıfır tarih” ya da “milat” olarak kabul etmişlerdir. Böylece takvim, yalnızca bir zaman ölçütü değil, aynı zamanda kimlik, inanç ve toplumsal aidiyetin de göstergesi hâline gelmiştir.
Milatlar ve kültürel takvimler
Kutsal metinlerdeki olayların takvim başlangıcına dönüştürülmesi, uygarlık tarihinin ortak bir özelliğidir.
Hristiyan dünyası için Hz. İsa’nın doğum tarihi olan 25 Aralık, milat olarak kabul edilmiştir. Bu tarih, Batı merkezli zaman anlayışının (Miladi Takvim) temelini oluşturmuş, Hristiyan olmayan toplumlar da modernleşme süreçleriyle birlikte bu takvimi evrensel bir ölçüt olarak benimsemiştir. Dolayısıyla 31 Aralık yıl sonu, 1 Ocak ise yeni yılın başlangıcı olarak tüm dünyada kutlanır hale gelmiştir.
Bu iki tarih arasındaki dönem 24 Aralık ile 1 Ocak arası Hristiyan dünyasında Noel (doğuş ve dirilişin sembolü), Ehli Hak topluluklarında ise Gaxan Haftası olarak anılır. Her iki inançta da bu dönem, yeniden doğuşun, ışığın karanlığa üstün gelişinin simgesidir.
İslam dünyasında ise milat, Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicretidir. Bu olay 622 yılına denk gelir ve Hicrî Takvim’in başlangıcını oluşturur. Ancak Ay esaslı bu takvim ile Güneş esaslı Miladi Takvim arasında yaklaşık 13 günlük fark bulunur. Bu fark, İslam ülkelerinde yılbaşı kutlamalarının Miladi takvime göre değil, hicrî aylara göre değişkenlik göstermesine neden olur.
Haftanın yedi günü ve kutsal günlerin kökeni
Antik çağlardan itibaren gök cisimleriyle ilişkilendirilen yedi sayısı, haftalık zaman döngüsünün temelini oluşturmuştur. Tanrı’nın yaratılış anlatısında “yedinci günde insanı yaratması” ya da “dinlenmesi” gibi motifler, bu takvimsel döngünün kutsallaşmasına neden olmuştur.
Farklı inanç sistemlerinde haftanın kutsal günü değişkenlik gösterir:
Müslümanlar için cuma,
Yahudiler için cumartesi (Şabat),
Hristiyanlar için pazar,
Êzidî Kürtler için ise çarşamba kutsal gündür.
Bu yedi gün, birçok kadim dilde sayı kökenli adlandırmalarla ifade edilmiştir:
Yekşem, duşem, sêşem, çarşem, pencşem, seşem, şemî.
Bu dizge, hem sayısal hem kozmik bir anlam taşır; güneş, ay ve yıldız döngülerine dayalı zamansal bir kutsallığı ifade eder.
Yıl döngüsünün mitolojik ve coğrafi kökleri
Kış gündönümü olan 21 Aralık, kuzey yarımkürede yılın en uzun gecesi olarak birçok kültürde “ölüm ve yeniden doğuş”un sembolü kabul edilmiştir.
Zerdüştîler ve Mazdekîler bu günü Cejna Mehrê,
Farslar Şebi Yelda,
Süryaniler Yaldo,
Êzidî Kürtler ise Çille olarak kutlarlar.
Mazdekî-Zerdüştî Kürtlerde 21 Aralık esas alınırken, Êzidî Kürtlerde 25 Aralık Çillê Zivistanê kara kışın başlangıcı kabul edilir. Bu kırk günlük dönem, doğanın en soğuk günlerini temsil eder. Yazın karşılığı ise 25 Haziran’dan itibaren başlayan Çillê Havînê (yaz kırkı) dönemidir. Halk arasında bu günler, bolluk ve dayanışma ritüelleriyle karşılanır:
“Çil rojê çille, çil nanê we hebe ji mala xwe dernekevin” yani, “Kırk gün boyunca evinden ekmeksiz çıkma, kışı bereketle geçir.”
Kış kırkının sonuna doğru doğaya üç aşamalı bir ısınma gelir: cemrelerin düşmesi. Hava, toprak ve suya düşen bu üç ateş doğanın uyanışını müjdeler. Bu kadim meteorolojik bilgi, Mezopotamya’dan Kafkasya’ya uzanan halk kültürlerinde mitolojik bir sembole dönüşmüştür.
Kültürlerarası alfabe ve inançların ortak belleği
Zamanı kutsallaştıran toplumlar, aynı zamanda kendi kutsal dillerini ve alfabelerini de zamanın dili hâline getirmişlerdir. “Yeni yıl” kutlamaları, inanç coğrafyalarının çokluğunu ve tarihsel belleğin zenginliğini yansıtır.
Bu anlamda sersala we pîroz be! (yeni yılınız kutlu olsun) ifadesi, farklı alfabelerde aynı dileğin ortaklaşa yankılanışıdır:
Latince alfabe (çoktanrılı geleneklerin devamı): Sersala we pîroz be
İbrani alfabesi (Tevrat-Zebur geleneği): בה פירוז ווה סאלה סאר
Süryanice (Doğu Hristiyan geleneği): ܒܝܪܙܒܐ܀܀ ܘܐܰ ܣܪܨܠܐ
Arap alfabesi (İslam geleneği): ب پیروز و سرصال
Kiril alfabesi (Kafkas-Balkan coğrafyası): Серсала вя пироз бя
Bu çeşitlilik, inançlar ve alfabeler arasındaki ayrılığı değil, tam tersine insanlığın ortak zaman bilincinin kültürel zenginliğini gösterir.
Üçler, Yediler, Kırklar hatırına; yıl sonu (Bin☆esal) ve yıl başı (Sersal) kutlu olsun.
Sersala we pîroz be. Yeni yılınız kutlu olsun.
Kaynaklar
Boyce, Mary. Zerdüştler: İnançları ve Uygulamaları Üzerine Bir İnceleme. İstanbul: Aram Yayıncılık, 2018.
Eliade, Mircea. Kutsal ve Kutsal Dışı. (Çev. Mehmet Aydın), İstanbul: Alfa Yayınları, 2016.
Kreyenbroek, Philip G. Êzidilik: Kökenleri, İnanç Sistemi ve Ritüelleri. İstanbul: Avesta Yayınları, 2015.
Ergin, Ramazan. Kürt Mitolojisinde Zaman ve Kutsallık Döngüsü. Diyarbakır: Weşanên Jîn, 2020.
Ergin, Ramazan. Zerdüştlükten Êzidiliğe: Kürt İnanç Sistemlerinde Mevsim ve Ritüel Döngüleri. Van: Nûbihar Akademîk, 2022.
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)
Yorumlar
Misafir olarak yorum yazın ya da daha etkili bir deneyim için oturum açın
Yorum yazın