Bir varoluş hikayesi tiyatroya taşındı: Oyuncu ve hikayenin kahramanı anlatıyor

2 saat önce
Zinar Şino
Foto: Rûdaw
Foto: Rûdaw
Etiketler Kürtler "Safe Haven" (Güvenli Bölge)
A+ A-

Yaklaşık 35 yıl önce, 1991 yılında Güney Kürdistan'daki ayaklanmanın (Raperin) ardından, Amerika öncülüğündeki Koalisyon güçleri "Güvenli Bölge Operasyonu" adıyla büyük bir insani operasyon başlattı.

İngiltere ve Fransa'nın da katıldığı bu operasyon, Saddam Hüseyin rejiminin zulüm ve saldırılarından kaçarak sınırlara yığılan milyonlarca Kürdün hayatının kurtarılmasının önünü açtı.

Eski bir İngiliz diplomat olan ve İngiltere'nin Erbil Başkonsolosu olarak görev yapmış Chris Bowers, bu tarihi olay ve onun insani etkisi üzerine bir tiyatro oyunu yazdı.

Bu oyun şu anda Londra'da ilk kez sahneleniyor ve hem Kürt hem de yabancı birçok izleyicinin dikkatini çekiyor.

O yıllarda Avrupa'da bu Güvenli Bölge'nin oluşturulması için güçlü bir lobi faaliyeti yürüten şimdilerde MERI'nin (Ortadoğu Araştırma Enstitüsü) kurucu başkanı ve eski Kürt bakan Dilawer Alaaddin, bu oyunun ana karakterlerinden biri olarak yer alıyor.

Ayrıca Mardinli genç oyuncu Mazlum Gül, bu oyunda Dilawer Alaaddin ve Barzan Tikriti rollerini canlandırıyor.

Oyun sadece insani felaketleri ve büyük göçü anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda diplomatik detayları ve Batılı ülkelerin politikalarını değiştirmek için perde arkasında verilen çabaları da gösteriyor.

Dilawer Alaaddin'in göçmenler arasında kaybolan kız kardeşi Necat'ın hikayesi, bu sanat eserinin insani yönünü daha da güçlendiriyor.

Bu röportajda Dilawer Alaaddin ve Mazlum Gül, bu oyunun öneminden, hazırlık sürecinden ve izleyicilere ulaştırmak istedikleri mesajlardan bahsediyor.

Alaaddin, Kürdistan Bölgesi'nin bugünkü kazanımlarının değerine vurgu yaparken, Mazlum Gül de bu hikayeyi oynarken hissettiği duyguları anlatıyor.

Rûdaw: Röportaj için teşekkür ederim, hoş geldiniz. Yaklaşık 35 yıl önce, Amerika öncülüğündeki Koalisyon, 1991 yılında Irak'a karşı başlatılan Raperin süreci sonrası Kürtleri korumak için büyük bir operasyon gerçekleştirdi. Operasyonun adı "Güvenli Bölge Operasyonu" idi. Operasyon bizzat Amerika tarafından yönetiliyordu ancak İngiltere, Fransa ve birçok Batılı ülke buna katıldı. Bu ülkelerden biri de burası, yani İngiltere'ydi. Erbil'de İngiltere Başkonsolosu olarak görev yapmış eski bir İngiliz diplomat, bu operasyon hakkında bir tiyatro oyunu yazdı. Bu oyun ilk kez burada, Londra'da gösteriliyor. Yanımda, bilim insanı ve eski Kürt bakan, aynı zamanda MERI Enstitüsü'nin kurucu başkanı Dilawer Alaaddin oturuyor. Yanında ise Mardinli ve bu oyunda rol alan sanatçı  Mazlum Gül var. İkinize de katıldığınız için çok teşekkürler. Doktor Alaaddin, seninle başlayalım. Nasıl oldu da bu oyunun bir parçası oldun?

Dilawer Alaaddin: Aslında oyun, 1991 yılındaki gerçek olaylara dayanarak yazılmıştır. Sen de bahsettin, insanların nasıl Saddam'ın saldırılarının ateşi altında kaldığını ve Erbil, Süleymaniye, Duhok ve tüm Kürdistan Bölgelerindeki evlerinden sınırlara doğru kaçtıklarını. Avrupa'da çok çalışmamız ve Koalisyon'u politikalarını değiştirmeye ikna etmek, gelip göçmenleri kurtarmak, sonrasında onları korumak ve evlerine, yurtlarına geri döndürmek için lobi yapmamız gerekiyordu.

Bunun için ikna ve büyük bir baskı gerekiyordu. Birçok kişi buna katıldı. Hatırlayın, bu durum Amerika öncülüğündeki büyük bir Koalisyon ordusunun, İngiltere ve Avrupa'nın da katılımıyla Kuveyt'i kurtarmasının hemen sonrasındaydı. Saddam ve güçlerini Kuveyt'ten çıkardıktan sonra, güçlerini Kürtlerin üzerine sürmesinin önü açıldı ve katliam yaşandı. Biz çok güçsüzdük, Avrupa ve Amerika'nın tüm kapılarını çalmaya başladık.

Sonuç olarak, öyle bir baskı ve durum yaratabildik ki, bu politikaların değişmesine neden oldu ve Güvenli Bölge'nin kurulmasına yol açan Güvenli Bölge Operasyonu başladı. O günlerde benim rolüm her aktivistinki gibiydi; Bayan Thatcher'ı ve Canterbury Başpiskoposu'nu ikna eden kişi bendim. Her ikisi de, o dönem başbakan olan John Major'a, o insani felakete karşı adım atması ve yardım sunması için baskı yapabilecek iyi bir pozisyondaydı.

Onlar birlikte Amerika Başkanı George Bush'u katılmaya ikna ettiler. Şüphesiz Amerika, sahip olduğu o ordu ve bölgedeki hazırlığı ve liderliği nedeniyle her zaman lider pozisyonundaydı. Bu nedenle, Güvenli Bölge'nin herkesin çabasının ve Batı'daki politikayı değiştirmeye yönelik bir lobi girişiminin ürünü olduğunu söyleyebilirsin. O Güvenli Bölge, Kürdistan hükümetinin ilk seçimine neden oldu, o zamandan beri özgürüz ve Irak içinde federal bir kurum haline gelen kendi kurumumuza sahibiz.

O günlerde yaşım Mazlum'un yaşı kadardı. Tıbbi işimin dışındaki fazla zamanımda aktivist olarak çalışıyordum. İşten sonra o lobiyle ilgileniyordum ve herkesin kapısını çalıyordum. Şüphesiz, büyük göç sırasında benim ailem de kurbandı. Onlardan biri, oyunda da görülen kız kardeşim Necat'tı. Daha sonra, yüz binlerce mültecinin durumunu değerlendirmek ve onlara nasıl yardım edebileceğimizi görmek için bir dizi hayır kurumu başkanı, gazeteci ve parlamenterle İran'a gittim. Kalabalığın içinde kız kardeşimi gördüm. Benimle olan o İngiliz gazeteciler bir grup fotoğraf çekti, belgeledi ve yayınladı. Tüm hikaye Chris Bowers'ın ilgisini çekti. O; lobiyi, siyaseti, uluslararası siyaseti, iç felaketi ve hikayenin insani yönünü birleştirebileceğine inanıyordu. Benimle iletişime geçti ve konuştu. Böylece sonunda tiyatro oyunu olan bu hikayenin bir parçası oldum.

Rûdaw: Acaba bu oyunun başlangıç projesinin ne olduğunu biliyor musun? Çünkü böylesine karmaşık bir konunun tiyatro olarak sahnelenmesi çok zaman alabilir; bir film olarak daha kolay olabilirdi.

Dilawer Alaaddin: Doğrusu, pek hatırımda değil. Hikayenin basit bir anlatıdan ve bir arkadaşla yapılan dostane bir sohbetten nasıl bir kitaba dönüştüğünü bilmiyorum, çünkü Chris çok derin bir kişidir ve konuların içine çok girer. O bunu sevdi ve sürekli sordu, sordu. Sonra bir gün, "Ben bunu yazacağım" dedi. Amacı neydi bilmiyorum ama başlangıçta bir tiyatro oyunu olarak öngörülmüyordu. Fakat tiyatroya dönüştüğünde, o da birkaç farklı versiyona dönüştü. Başlangıç versiyonları son versiyonlardan farklıydı.

Kuşkusuz benim ve Chris arasındaki dostluğun uzun bir geçmişi var, çünkü 2008 yılında ben Kürdistan'da hükümett yer aldım. O da İngiltere'nin Kürdistan Başkonsolosuydu. Bu nedenle burs, eğitim ve yükseköğretim üzerine profesyonel bir ilişkimiz vardı. O zamanlar birbirimizi tanıyorduk ama birbirimizi o kadar yakından tanımıyorduk. Sonraki görüşmeler ve toplantılar, onun ilgisini çeken bu kişisel hikayelerin daha fazla anlatılmasına, bunları bir kitap olarak yazmasına ve ardından kitabın tiyatroya dönüşmesine neden oldu. O konularda pek bilgim yok ama bildiğim şu ki, o sürekli daha fazla bilgi ve hikaye için geri dönüyordu, sonra ailevi ve siyasi yönün daha derinlerine indi.

İngiliz tarafından da büyük bir araştırma yaptığını görünce çok şaşırdım. Dışişleri Bakanlığı içinde kararların hazırlanmasında etkili olan kişileri buldu. Güvenli Bölge'ye "Safe Haven" adını veren kişileri bulmuş. Kişisel bir hikayeyi alıp tarihle, bizzat gördüğü ve hafızasında kalan şeylerle birleştirme konusundaki araştırmalarında eşsizdir. Sonra ondan güzel bir şey ortaya çıkardı, o adamı tanıdığım ve şimdi bu ilgi çekici gösterinin bir parçası olduğum için kendimi şanslı hissediyorum.

Rûdaw: Yanında oturan bu beyefendinin senin 35 yıl önceki rolünü iyi oynayabileceğine inanıyor musun?

Dilawer Alaaddin: Öncelikle, 30 yaşında yakışıklı birinin benim rolümü oynamasından çok memnun oldum, bu olumlu bir nokta. Aslında, başlangıçta birbirimizi online olarak ve bir grupta gördük. Bana bazı sorular sordular ve olayların nasıl olduğu tarihinin içine girdik; onların heves seviyelerine, coşkularına ve günden güne ne yaşandığına dair anlayışlarının derinliğine çok şaşırdım. Ama sonra Kak Mazlum benden başka bir online görüşme talep etti. İki hafta sonra derin bir görüşme yaptık, zeka seviyesine ve işine olan bağlılığına çok şaşırdım. Bana, üniversiteden mezun olduktan sonra aktör olarak ilk rolünün bu olduğunu söyledi. Bu nedenle, onda kendimin genç bir mezun olarak nasıl olduğumu; siyasi olarak uyanık, ayrıca milletinin, Kürdistan'ın ve Kürtlerin başına ne geldiğini bilme hevesini ve bunun bir parçası olmayı görebiliyorum. Bu yüzden onu tanıdığım için çok memnunum ve gururluyum.

Rûdaw: Mazlum, bu tiyatroda senin ilk profesyonel görünüşün ama daha önce birçok oyunda rol aldın. Önceki oyunlar ile bu arasındaki fark nedir? Hikaye mi, konu mu, yoksa oyunun tamamı mı?

Mazlum Gul: Evet, çok büyük bir fark var. Bu benim ilk profesyonel işim ve bu da büyük bir fark. Önceleri daha çok drama enstitüsünde eğitimdi ve profesyonel dünyaya girebilmek ve iyi bir iş çıkarabilmek için yetenekleri geliştirmekti. Daha önce içinde çalıştığım o oyunlar daha çok insanların İngiltere'deki hayatı, İngiliz gençleri ve Londra'daki sosyal ve ekonomik sorunlar, aşk ve sevgi ilişkileri üzerineydi. Asla siyasi değillerdi. Her zaman Kürt hikayeleri anlatabilmeyi istedim, umdum. Ama Londra'da büyümem ve aldığım o eğitimlerden dolayı bu daha çok bir rüya gibiydi. Kendi kendime hep, umarım bir gün kalben hissettiğim bir hikayeyi anlatabilirim diyordum, özellikle büyürken tüm bu hikayeleri, bilhassa doksanların hikayelerini duyduğumda. En büyük fark buydu. Önceleri daha çok Londra hikayeleriydi, Londra'daki yoksulluk hikayeleri ve aşk hikayeleri gibi. Ama şimdi bir Kürt hikayesi.

Rûdaw: Oyunda iki rolü oynuyorsun. Biri Doktor Alaaddin, diğeri Tikriti rolü. Bunu nasıl yapabiliyorsun?

Mazlum Gul: Kuşkusuz, provalar yardımcı oluyor. Çok iyi ve güçlü bir drama merkezinden mezun olmam, iyi ve güçlü bir teknik temelim olmasını sağladı. Karakterlere yakındım, hem Dilawer hem de Tikriti karakterine. Gerçek Dilawer'i tanıdığım için çok şanslıyım, çünkü ondan çok ilham alabilirsin, özellikle görüşmelerimizden sonra. Onda büyük zekaya, temiz bir kalbe ve güçlü bir iradeye sahip birini görebilirsin. Oradan başlayabildim.

Benim içimde de bir heves vardı ve ben Kürdüm. Acıları ve büyürken duyduğum o hikayeleri anlıyorum. Ailemin birçok üyesinin İngiltere'de olmasının nedenlerinden biri, Kürt halkının karşı karşıya kaldığı tüm o sorunlardır. Bu nedenle, Dilawer karakteri üzerinde çalışırken, ona duygusal olarak yaklaşmamı sağlayan o anlayış vardı. Tikriti ile ilgili olarak, o daha çok karakterin duygularını anlama çabasıdır; o şeyleri neden yaptığını anlamaya çalışıyorsun. Gerçek Barzan Tikriti'nin neler yaptığı üzerine de araştırma yaptım ve oradan başladım. Ona bir arka plan oluşturuyorsun, sonra rolü oynuyorsun, provalar sırasında farklı şeyler deniyorsun. Evet, birbirlerinden tamamen farklılar, eminim bir aktör için tek bir oyunda iki zıt karakteri oynayabilmek büyük bir zorluktur. Umarım onlar bunu görürler.

Rûdaw: Mazlum, "Güvenli Bölge" benim için pek çok anlam ifade ediyor. Biz kaçtığımızda ve evimizi barkımızı bırakıp 1991'de göç başladığında yaşım sekize yakındı. Operasyon ve ardından Güvenlik Konseyi kararı, Doktor Alaaddin, 688 sayılı karardı değil mi? Benim hayatımı, ailemin ve yüz binlerce Kürdün hayatını kurtardı. Bu yüzden sorum senin için şu; bu Kürt halkı için çok büyük bir mesele. Sonrasındaki durum ve olayları anlatan bir oyunun parçası olmak, "Güvenli Bölge" sana ne anlam ifade ediyor? Acaba Güvenli Bölge'nin tarihine ve Güvenlik Konseyi kararına derinlemesine inceledinn mi? Yoksa sadece oyunun metnini mi aldın?

Mazlum Gul: Sanırım oyunu ilk okuduğumda bir anlayışım vardı ama çok geneldi. Belgeseller aracılığıyla Halepçe katliamını biliyordum, bu her zaman gözümün önüne gelen bir şeydi. Kürt toplumu içinde büyürken duyuyorduk ama büyüklüğünü ve kimlerin dahil olduğunu gerçekten hiç anlamamıştım. Prova odasındayken ve olaylardan bahsederken, ben de trende Google ve YouTube'da araştırıyor, doksanlarda yayınlanmış o makaleleri okuyordum ve gerçekten bu resmi oluşturmaya başladım.

Kendi kendime, "Vay be, bunları nasıl bilmem?" diyordum. Senin gibi bu ülkeye gelmiş insanlara rastlıyordum. Kuşkusuz, bu hikayeleri duyduğumda çok gençtim. Kendi kendime, "Tanrım, etrafımda kahramanlar varmış. Etrafımda hayal bile edemeyeceğim kadar zor şeylerden geçmiş insanlar varmış" diyordum, hiç fark etmemiştim. Bu oyun şüphesiz gözlerimi açtı ve bana şunu gösterdi; bu bana Kürtlerin her açıdan ne kadar güçlü olduğunu söyleyen bir başka nedendi. Sonra bazı insanlara rastladım, oyunu izledikten sonra onları dinliyordum. "Vay be, bu hikayeyi anlattığıma inanamıyorum" diyordum. Bunun bir baskı olduğunu söylemek istemiyorum ama elimden gelenin en iyisini sunmaktan, yeteneğim dahilinde olanı en doğru şekilde yapmaktan başka çarem olmadığı bir durum, böylece bu hikayeyi herkese ulaştırabileyim. Herkesin bunu duyması gerektiğine inanıyorum. Bununla gurur duyuyorum.

Rûdaw: İnsanlar "Güvenli Bölge" oyununu izledikten sonra salondan ayrıldıklarında, yanlarında ne götürecekler?

Mazlum Gul: Birkaç umudum var; bunlardan biri, eğer gerçekten değişim yapmak istersen, yapabilirsin. Kalkarsın ve savaşırsın. Bir ekranın arkasında oturmak kolaydır ama Dilawer gibi, o ateşi, sevgisi ve hevesiyle dışarı çıkan birçok insan var. Konu onlar değil, konu halktır. Değişim yaratmak için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Eğer insanlar tek bir amaç için, halklarının refahı için, sevgi için bir araya gelirse, her şeyi başarabilirler. Bu, bir araya geldiğimizde her şeyi yapabileceğimizi göstermek için çok eşsiz bir hikaye. Umarım Kürtlerin tarihini bilmeyen o kişiler eve giderler, YouTube'a girerler, müzik ve kültürü öğrenirler, Kürdistan'ı ziyaret ederler.

Rûdaw: Ve "Güvenli Bölge" oyununu izlemeye gelsinler.

Mazlum Gul: Evet, kesinlikle. Gelip "Güvenli Bölge"yi izleyin ve öğrenin. Hepimizin aynı olduğunu göreceksiniz. Hepimiz sevgiyi seviyoruz. Hepimizin ailesi var. Evet, umudum bu.

Rûdaw: Doktor Alaaddin, Kürtler arasında sen çok önemli işler ve meslekler icra eden çok ciddi kişilerden birisin. Bir bakan olarak, MERI'nin yöneticisi olarak, insanların "Güvenli Bölge" oyununu izledikten sonra yanlarında ne götüreceklerine inanıyorsun?

Dilawer Alaaddin: İnanıyorum ki en büyük mesajlardan biri, şu an Kürdistan'da sahip olduğumuz şeyin çok değerli olduğudur. Biz hayatının yarısını hiçbir şeysiz; ne kurum, ne siyasi haklar, ne de kendi kararını verme yetisi olmadan geçirmiş nesiliz. Çoğu felaketten kazanıma doğru olan farklı evrelerden geçtik. Bölgedeki ve dünyadaki siyasetin dinamiği değişti. Çoğu zaman bundan faydalandık, bazen de yapamadık.

“İnsanların anlamasını istediğim şey, sahip olduğumuz şey çok değerlidir; onu korumalıyız”

İnsanların anlamasını istediğim şey şu ki; öncelikle, sahip olduğumuz şey çok değerlidir; onu korumalıyız. Bir diğer önemli şey ise, Ortadoğu'da -ki halkımız da buna dahildir- insanlar genellikle komplo teorilerine inanırlar, büyük güçlerin kaderimizi belirlediğine, onların ne yapacaklarını bildiğine, sen ne yaparsan yap faydası olmadığına inanırlar. Gerçekte, öyle olmadığını gösterdik. Ne kadar küçük olursan ol, kurban veya azınlık olman önemli değil, etkili olabilirsin. Eğer işlerini düzgün yaparsan, eğer hakkın olan bir amacın arkasında birleşirsen, büyük güçlerin başkentlerindeki politikaları değiştirebilirsin. Pek çok yeni dost edinebilirsin. Gerçekte, düşmanlara karşı durabilirsin.

“Lobicilik sanatı; dostları artırmak, düşmanları azaltmaktır”

Lobicilik sanatı; dostları artırmak, düşmanları azaltmak, uygun kişileri dahil etmek ve karar vericilere gitmektir. Yaptığın şey kanıta dayalı ve etkili olmalıdır. Bizim yaptığımız şey buydu. Ben bir bilim insanı ve hekim olarak, işim kanıt toplamak ve karar vericileri adım atmaya mecbur bırakmaktı. Lobimizin gücü oradan geliyordu çünkü yaptığımız her şey kanıta dayalıydı. Bu nedenle halkıma mesajım şudur; kaderinizin karanlık odalarda belirlendiği şeklinde bakmayın. Hayır, dışarı çıkabilir, hayatı değiştirebilir, siyaseti değiştirebilir, haklarını elde edebilirsin ama gerçekçi ol.

“Sadece kendini kurban olarak göstermek yeterli değildir”

Önemli olan, kararların farklı ülkelerde nasıl alındığını anlamaktır. Sadece kendini kurban olarak göstermek yeterli değildir. Sadece düşmanların kötü olduğunu söylemek yeterli değildir. Kararların nasıl alındığını anlamalı ve bilgilerini politikaları değiştirmek için kullanmalısın. Kamuoyunu dahil etmek bunun büyük bir parçasıdır. Çünkü kamuoyunu değiştirmeden ve ardından önlerinde her zaman seçim olan siyasetçiler üzerinde baskı kurmadan, onları iyi ikna edemezsin. Lobi yapmanın gücü, paranın gücü, büyük iş dünyasının gücü seninkinden büyüktür, kutsal bir amacın olsa bile. Bu nedenle, her zaman sana karşı durmuş olan büyük lobicilere karşı kazanmak için kamuoyunu kullanmalı, gücünü kullanmalısın.

Kısacası, haklarından mahrum bırakılmaktan bir şeyler elde etmeye kadar uzun bir yol kat etmiş bir halk olarak, kararları etkilemek için uygun gücü doğru şekilde dahil etmek adına her zaman mücadele etmeliyiz. Bir diğer husus da şu an İngiltere'deyiz. Birçoğumuz mülteciydik ve vatandaş olduk, İngiliz olduk. Birçoğumuz misafirmişiz gibi davranıyoruz. Gerçekte, tüm bu dünyayı evin olarak kullanmalısın. Kendini her zaman misafir, mülteci, yabancı olarak görmemeli ve sistem üzerinde etki yaratarak istediğin şeyi elde etmekten geri durmamalısın.

“Git ve dünyayı değiştir çünkü yapabilirsin, ister birey ister küçük bir grup olarak”

İnsanlar her zaman İngiltere'yi bizi parçalayan o emperyal güç olarak düşünüyorlar, biz o parçalanmanın kurbanlarıyız, bu doğru. Ama gerçekte bu, sonsuza kadar böyle olacağı anlamına gelmez; o tarihi düzeltmede, bize yardım etmede, halkın hakkı için durmada ve halkımızın hayatını değiştiren kutsal ve tarihi bir şey yapmada başrol oynayabilirler. Ben o mesajın da Mazlum'un bahsettiği insani mesajlarla birlikte dışarı çıkmasını isterim. Bu nedenle evet, kesinlikle tarih var, o biziz, kimliğimizdir. Ama aynı zamanda hiçbir şeyi emrivaki olarak kabul etme diyen bu büyük mesaj da var. Git ve dünyayı değiştir çünkü yapabilirsin, ister birey ister küçük bir grup olarak ama önce dinamiği anlamalısın.

Rûdaw: Son sorum senin için Mazlum. Sanat yoluyla, yaptığın o işlerle; şimdiki gibi çok farklı ve zorlu bir dünyada değişim yapabileceğine ve böylesine karmaşık bir hikayeyi anlatabileceğine inanıyor musun?

Mazlum Gul: Her zaman söylediğim bir şey var; herkesin gözü önünde gösteri (protesto) yapabileceğin bir yol vardır ama sahnede de gösteri yapılır. O da bir tür protestodur. Bir hikayeyi anlatmak ve karakteri görünür kılmak için 100 veya 200, 300 kişinin önüne çıkıp bunu görünür kılmak, böylece duygusal olarak insanların içine girebilmek...

İnsanların kalbine ve zihnine girebileceğin birçok yol olduğuna inanıyorum, tiyatro bunlardan biridir. Hikaye anlatıcılığı bunlardan biridir. Hepimiz hikayeler duyarak büyüdük. Hikaye anlatıcılığının ne olduğunu hepimiz biliyoruz. Tiyatronun, eğer gerçekten, tarafsızca ve kalpten kalbe anlatılırsa insanların kalbine girebilecek bir şey olduğuna kesinlikle inanıyorum. Günün sonunda hepimizin bir kalbi var, değil mi? Gerçeğin ne olduğunu hepimiz biliyoruz. Onu görebiliriz. Eğer doğru bir şekilde anlatılırsa, her zaman sevgi ve tutkuyla kalplere girebilirsin. Benim için bu her şeydir. Sanırım bu alana bu yüzden geldim çünkü ailemde örneğin avukatlar, mühendisler ve pilotlar vardı ama benim hikayeleri anlatma isteğimin yolu oyunculuk sanatı aracılığıylaydı.

Rûdaw: Doktor Alaaddin, Avrupa'daki tiyatro izleyicileri çok özeldir. Bu oyunun izleyicisi kim olabilir? Siyasetçiler mi, tarihi sevenler mi, Kürtler mi, Kürt dostları mı yoksa tüm dünya mı?

Dilawer Alaaddin: İnanıyorum ki bu konunun doğrudan ilgisini çektiği izleyiciler, bizim gibi bunun hayatlarıyla bağlantılı olduğuna, ya hayatlarını değiştirdiğine ya da hafızalarında olduğuna inanan... kişilerdir. İster İngiliz olsunlar, ister Kürt neslinden olsunlar veya Ortadoğulu olsunlar, onlara acı ve zorluk veren o olaylar hafızalarındadır. Aynı şekilde, eğer hafızalarındaysa, eğer bir hikayeleri varsa, eğer zihinlerini sarsacak bir şey varsa, o zaman bunu seveceklerdir. Bu nedenle, ilgilerini çekmek kolaydır.

Ama büyümüş ve tarihi seven ama hiçbir fikri olmayan, hiç bilgisi olmamış bir nesil de var. Ancak kültürel olarak Kürtlerden haberdarlar. Daha fazlasını bilmek istiyorlar, böyle bir tiyatro gördüklerinde; ne kadar farklı oldukları ama aynı zamanda kültürleri, kimlikleri ve tarihlerinin ne olduğu hakkında pek çok şey öğreniyorlar. Bu nedenle, oyunun ilk birkaç gününün, bir tür ilişkisi veya anısı olan ya da ilgisini çeken bir şeyleri olan kişilerle dolu olacağından eminim. Ama sonra haber yayıldığında, tiyatroda gördüğüm o kalite gerçekte pek çok başka kişinin ilgisini çekiyor.

“Ben ikinci nesil Kürtlerin gelip bunu görmesi için gerçekten çok heyecanlıyım”

Ancak ben ikinci nesil Kürtlerin gelip bunu görmesi için gerçekten çok heyecanlıyım. Burada doğmuş, tamamen İngiliz olan, Kürdistan tarihiyle hiç ilişkisi olmamış ama anne ve babalarının onlara gelip hayal etmeleri için çok şey anlattığı kişiler. Onlar çok şey öğrenecek, çok faydalanacak ve keyif alacak nesildir. Böylesine profesyonel bir grubun içinde olduğum için çok mutluyum. Bu gençleri dinlediğimde, zihninin çok derinlerine giriyorlar. Tam senin gibi olmak, senin gibi düşünmek istiyorlar. Ne kadar farklı bir dünyada yaşadığımızı hissettim. Ben hekimim, biyolojiyi ve onun moleküler düzeydeki derinliğini her zaman özel bir dünya olduğuna inandığım şekilde anladım. Bunları dinlediğimde, onlar farklı. Konuşma tarzları, hikayeyi değiştirme tarzları; temeli değil ama senaryo ve diyalogları... Bu nedenle, ben de herkes gibi bu gençlerin ne dediğini dinlemeyi seviyorum çünkü düşündüğüm şey gibi değil hiç.

Rûdaw: Oyunu izlemeyi çok isterim. İkinize de katıldığınız için çok teşekkürler.

Dilawer Alaaddin: Çok teşekkürler.

Mazlum Gul: Size teşekkürler.

Rûdaw: Size de teşekkürler.

 

Yorumlar

Misafir olarak yorum yazın ya da daha etkili bir deneyim için oturum açın

Yorum yazın

Gerekli
Gerekli