Sezai Temelli: Dolmabahçe'den ders aldık, toplumun yüzde 70'i barıştan yana

09-08-2025
Etiketler DEM Parti Sezai Temelli Meclis Süreç
A+ A-

DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, PKK'nin silah bırakma sürecinin Meclis'in atacağı adımlara bağlı olduğunu vurgulayarak, "Silahların tümden artık devre dışı kalmasını istiyorsak bu konuda meclis gerçekten önemli bir mesai üretmeli, önemli yasaları hayata geçirmelidir" dedi.

Temelli, sürecin kilit noktasının Meclis'te kurulacak komisyon ve çıkarılacak yasalar olduğunu belirtti. PKK'nin, Abdullah Öcalan'ın çağrısına uyarak 11 Temmuz'da bir adım attığını ve şimdi sıranın parlamentoda olduğunu ifade etti. Sürecin ilerlemesi için hukuki güvence, siyasal haklar ve bu çatışma döneminden mağdur olanların durumunu ele alacak yasal düzenlemelerin öncelikli olduğunu söyledi.

Sezai Temelli, çözüm sürecinde Abdullah Öcalan'ın rolünün belirleyici ve merkezi olduğunu vurguladı.

Meclis'te kurulan komisyonun tavsiye organı olacağı yönündeki endişelere katılmadığını belirten Temelli, komisyonun tüm partilerin temsiliyetiyle oluştuğunu ve kanun taslakları hazırlayarak Meclis'i harekete geçireceğini söyledi.

Yeni yasama döneminde önceliklerinin ne olacağı sorusuna Temelli, "En önemlisi silah bırakanların hukuki güvencesi, hukuki hakları ve bunların siyasete katılım koşulları. Bu konudaki düzenlemelerin önceliği olmalı" yanıtını verdi. Ayrıca, çatışma sürecinde yargılananlar, cezaevinde olanlar ve sürgünde yaşayanların hak kayıplarını giderecek düzenlemelerin, Terörle Mücadele Kanunu ve Türk Ceza Kanunu'ndaki bazı maddelerin değişiminin de öncelikleri arasında olduğunu belirtti.

Mevcut sürecin akıbetinin "Dolmabahçe Mutabakatı" gibi olmaması için ne yapılması gerektiği sorusuna Temelli, "Aynı suda iki defa yıkanılmaz. Dolmabahçe meselesi önemli dersler bırakarak tarihteki yerini aldı. Bu tarihten herkes gereken dersi çıkardı" dedi. Toplumun yüzde 70'inin barış sürecini desteklediğini ve bu oranın artacağına inandığını ifade etti.

YPG'nin silah bırakması tartışmalarına da değinen Temelli, Suriye'deki mevcut durumda kimsenin silah bırakamayacağını belirterek, önceliğin YPG'nin silah bırakması değil, Suriye'nin demokratikleşmesi olması gerektiğini söyledi. Türkiye'nin dış politikasını bu yeni döneme göre değiştirmesi ve Kürtlerle sadece Türkiye'de değil, tüm bölgede sağlıklı ilişkiler kurması gerektiğini söyledi.

Türkiye'de bir anayasa değişikliği sürecinin yakın zamanda başlamayacağını düşündüğünü belirten Temelli, mevcut siyasi iklimin yeni bir anayasa yapımına uygun olmadığını ve önceliğin Kürt meselesinin çözümü ile demokratikleşme adımları olması gerektiğini ifade etti.

DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Rûdaw TV'de yayınlanan “Rûdawî Emro” programında Nwener Fatih’in sorularını yanıtladı.

Rûdaw: Son günlerde PKK'nin silah bırakmasına dair bazı söylentiler var. PKK'nin silah bırakması süreci ne zaman tamamlanacak? Bu yılın sonuna kadar biter mi?

Sezai Temelli: Silahların tümden artık devre dışı kalmasını istiyorsak bu konuda meclis gerçekten önemli bir mesai üretmeli, önemli yasaları hayata geçirmelidir. Başta silah bırakanlar olmak üzere bugüne kadar bu meselenin mağdurları, bu meseleden etkilenenler, bu mesele dolayısıyla yargılananlar herkes bu kapsamda muhakkak değerlendirilmelidir.

Rûdaw: Bütün işin artık komisyonda olduğunu belirttiniz. Parlamentoda bulunan ve çoğu partilerin yer aldığı bu komisyonun atacağı adımlara dair net bir yol haritası var mı, yoksa bu durum gelecekteki toplantılarda mı netleşecek?

Sezai Temeli: Komisyon tabii ki istişarelerle yürüyecek. Salt içe kapalı her şeyi kendisinin yaptığı değil, istişarelerle yol alacak. Her şeyden önce bir toplumsal mutabakatın sağlanması önemli. Bu yüzden de toplumun bütün kesimlerine ulaşan, onların görüş ve önerilerini alan, bunu da, parlamento sürecine aktaran bir işlevi de olacak. Tabii bu bir yasama faaliyeti, bu konudaki yasaları çıkartma faaliyeti ama bunun siyasal alanı var, toplumsal alanı var, birçok alanı var.

Siyasal alanda da tabii ki Sayın Öcalan'la olan görüşmeler, onun sürece katılımı, onun çalışma ve yaşam koşulları belirleyici. Diğer taraftan PKK'nin bu konuda bir taraf olduğunu düşündüğümüzde onlarla olan diyalog, istişareler önemli. Devlet tarafı var, bürokrasi tarafı var, uluslararası alan var. Yani çok karmaşık bir ilişkiler ağı var ama bütün bunları düzenli bir şekilde, sağlıklı bir şekilde yönetmek gerekecek. İktidara düşen, muhalefete düşen, hepimize düşen zaten bu sürece bu anlamıyla katkılar sunmak. Salt komisyon çalışması olarak görmek yanıltıcı olabilir. Evet komisyonun yapacakları var ama komisyonun yapacaklarını sağlayacak olan da çok geniş bir ilişkiler dünyası söz konusu. Ama burada öncelikle ihmal edilmemesi gereken öncelikle doğru yerden başlamak gerekir diyoruz. Doğru yerde tabii ki Sayın Öcalan'ın süreç içindeki rolüdür. Bu rolü ihmal etmeden bu rolü dikkate alan bir yerden bu süreç ilerletilmelidir. Çünkü sonuçta ilk ağızdan meclisi işaret eden müzakere zemininin meclisten başlaması gerektiğini dile getiren de yine Sayın Öcalan'dır.

Rûdaw: Komisyonun toplantısına Genelkurmay Başkanı, Milli Savunma Bakanı ve MİT Başkanı da katılıyor. Bu toplantının PKK'nin silah bırakmasıyla ilgisi var. Peki, PKK'den gelen işaretler nelerdir? Sembolik bir adım olan ilk silah yakma eyleminin dışında, komisyonun ilerlemesiyle birlikte PKK'den silah bırakmaya hazır olduğuna dair başka bir işaret var mı, yoksa PKK de komisyonun çalışmalarının sonucunu mu bekliyor?

Sezai Temelli: Şimdi bugün MİT Başkanı, Savunma Bakanı ve İçişleri Bakanı komisyona katılmıyor. Komisyona bilgi verecekler. Yani eğer doğru tarif edersek güvenlik bürokrasisi bu çatışmalı döneme ve bundan sonrasına dair komisyonu bilgilendirecek. Bu sadece bir bilgilendirme toplantısı. Diğer taraftan PKK'nin silah bırakma meselesi dediğim gibi biraz önce de bu adım adım ilerleyecek bir süreçtir. PKK burada inisiyatif almıştır. Sayın Öcalan'dan gelen çağrıya uygun bir şekilde 11 Temmuz'da bir adım atmıştır. Şimdi adım atması gereken yer tabii ki parlamentodur. Çünkü her şeyden önce hukuk güvencesi, hukuki haklar ve siyasal haklar konusunda bunu sağlayacak olan mekanizma meclistir. Çünkü bunun gerekli yasasını çıkarmak ya da mevcut yasalarda düzenleme yapmak konusunda çalışması gerekir. Meclisin bu çalışmayı yapması adına zaten bu komisyon kuruldu. Komisyon bunun taslaklarını hazırlayacak ve bu taslakları da

mümkün olan en geniş mutabakatla oluşturmak istiyor. Bunlar daha sonra meclise gelecek. Mecliste de bu kanun teklifleri kanunlaşacak. Ondan sonrası tabii ki bu kanunlara uygun olarak da PKK de gerekli adımları atmaya devam eder. Yani şu anda komisyonun çalışmaları, bunun sonuçları ve bunların kanunileşmesi, yasallaşması adımının atılması gerekiyor. Tam da o aşamadayız. Dolayısıyla bu konuda sağlıklı bir yol kat edebilirsek en kısa zamanda PKK de gereken yanıtları üretir. Zaten Sayın Öcalan da açıklamalarını bu yönde yaptı. Şu anda beklentiler bu yönde. Umarım sağlıklı, ciddi, samimi bir şekilde yol alabiliriz.

Rûdaw: Bu komisyonun yetkisi olmayacak, sadece siyasi taraflara tavsiyelerde bulunacaksa, bu tavsiyelerin bir değeri olacak mı? Bu konuda endişeleriniz yok mu?

Sezai Temelli: komisyonun gücü yok değil. Komisyonun gücü var çünkü bütün partilerin temsiliyle oluştu. Kanun taslağı hazırlayacak. Prosedür böyle çalışıyor zaten. Hangi konuda çalışırsa çalışsın meclis komisyonları, kanun taslakları hazırlarlar. Kanunlaştırma gücü tabii ki meclisindir. Meclis bunu kanunlaştırır. Bunun arkasında hangi irade vardır? Bunun arkasında siyasi partilerin, toplumun, çeşitli kamudaki sivil toplum örgütlerinin iradesi vardır. Bu bir temsil siyaseti zaten. Buna uygun temsiliyetle zaten bu komisyon oluştu. Dolayısıyla bir gücü yok değil toplumdan, halktan almış olduğu gücü yeter ki doğru kullanabilsin ve bu kanun tekliflerini bir an önce hazırlasın ve meclisi harekete geçirsin. Dolayısıyla bu prosedüre uygun kuruldu.

Eğer doğru çalışmazsa tabii ki ortaya bir güçsüzlük çıkar, işlevsizlik çıkar. Bu da istenmeyen bir durum. Biz istiyoruz ki komisyon gerçekten iradesini sağlıklı bir şekilde ortaya koysun, bu çalışmaları yapsın. Çünkü Türkiye, Ortadoğu, hepimiz Kürt meselesinin demokratik çözümü konusunda büyük bir ittifaka ulaştık diye düşünüyorum. Önemli bir mutabakat sağlandı. Bu dört parça Kürdistan'da ve Kürt halkının geleceğini ilgilendirdiği kadar bütün Ortadoğu coğrafyasının bütün halkların geleceğini de ilgilendiriyor. Bölge barışını çok doğrudan ilgilendiriyor. Suriye'de, Türkiye'de, Irak'ta, İran'da halkların geleceğini, demokrasisi meselesini doğrudan ilgilendiriyor. Hepimiz için iyi olan bir şey aslında. Hepimiz için iyi olan bir şey için herkes elinden gelen çabayı göstersin istiyoruz. Eminim de bu konuda yol alacağız. Dolayısıyla Sayın Öcalan’ın çağrısı, PKK'nin attığı adım, bütün bunlar önemli gelişmeler. Bütün dünya bunu izledi ve olumladı, destekledi. Şimdi bu sorumluluk ve hareket etme zamanı. İnanıyorum ki iktidar da, devlet de, bu komisyonda bu sorumluluğun farkında olarak hareket edecektir. Çünkü barıştan başka çaremiz yok. Hepimizin kurtuluşu barıştan geçiyor. Barışı kalıcı hale getirmeliyiz. Tüm coğrafyaya barışı hakim kılmalıyız. Halkımızın, halklarımızın savaş girdabında yok olup gitmesine engel olmalıyız.

Rûdaw: Peki sayın Temelli. Asıl soru burada şu; Mevcut sürecin ve kurulan komisyonun akıbetinin, ilk çözüm sürecinde başarısız olan ve hendek çatışmalarına yol açan "Dolmabahçe Mutabakatı" gibi olmaması için DEM Parti ne yapmalı?

Sezai Temelli: Biz ilk gününden itibaren çok yoğun bir çaba içindeyiz. Bir kere şunu söyleyeyim: Aynı suda iki defa yıkanılmaz. Dolmabahçe meselesi önemli dersler bırakarak tarihteki yerini aldı. Bu tarihten herkes gereken dersi çıkardı. Biz de bunun farkındalığıyla hareket ediyoruz. İlk günden beri çok doğru bir hatta politikalarımızı geliştirdik. İnanın 7-24 çalıştık. Çalmadığımız kapı gitmediğimiz yer kalmadı. Halk buluşmalarından toplumun çeşitli kesimlerine kadar her yere ulaştık ve büyük bir çoğunlukla da toplumu, siyaseti, partileri, dernekleri, sendikaları aklınıza ne gelirse bunların büyük bir kesimini de bu konuda ikna ettik. Tabii ikna olmayanlar var, direnenler var ama inanın bunların oranı her geçen gün düşüyor. Bugün Türkiye'de toplumun yüzde 70'i bu müzakere sürecini, barış sürecini destekliyor. Bu olumlu bir şey. İnanıyorum ki bu daha da yükselecek.

Dolayısıyla meseleyi topluma, halka, insanlara doğru aktarabilirseniz herkes barışa hazır. Biz de bu rolümüzü yerine getirdik. Üzerimize düşen sorumlulukla hareket ettik, etmeye de devam ediyoruz. DEM Parti'nin misyonu da zaten budur. Hem demokrasi mücadelesi vermek hem de Kürt meselesinin demokratik çözümü için müzakere zeminleri yaratmak. Bu aşamada bunu sağlamaya çalıştık. Yola devam ediyoruz. Tabii katılaşmış, karşımızda inanılmaz bir şekilde nefret söylemiyle beslenmiş bir Kürt düşmanlığı gerçekliği de var. Bunu unutmayalım. Bunun kırılması, sona ermesi önemli. Bir kere her şeyden önce Kürtler, Türkler bu coğrafyada bir arada yaşıyorsa bu nefret söyleminden, bu ayrımcılıktan, bu düşmanlıktan kurtulmalı. Toplumun psikolojisinin bu denli tahribat altında bırakıldığı bir süreçten çıkıyoruz. Kolay değil işimiz ama azimliyiz, kararlıyız, umutluyuz. Çalışmalarımıza devam ediyoruz.

Rûdaw: Madem bu komisyon o kadar önemli ve tüm çalışmalar komisyona bağlı, DEM Parti, bu komisyonun yasal bir zemine oturtulması ve mecliste oylanması için neden Cumhur İttifakı'na baskı yapmadı? Bu durum sürece ve komisyona daha fazla güvence sağlamaz mıydı?

Sezai Temelli: Aslında uyguladık çünkü bu komisyonun hayata geçmesi gerekiyordu. Komisyon olmadan o yasaların gerçekleşmesi çok mümkün değildi. Dolayısıyla komisyonu hayata geçirmek hiç de kolay olmadı. Bunun için parlamentoda grubu bulunan partilere en az dörder kez gittik, resmi ziyaretler yaptık. Bunun diplomasisini çok yoğun bir şekilde yürüttük. Yani bu masanın oluşması, bu masanın hayata geçmesi o kadar kolay olmadı. Direnen yapılar vardı. Farklı farklı koşulları süren partiler vardı. Ama nihayetinde bu çaba sonucunda geçen hafta salı günü komisyon nihayet bir araya geldi. Ve bunu başardık. Önemliydi. Burada tabii Meclis Başkanı’na bir parantez açmak gerekiyor. Meclis Başkanı’nın, Sayın Numan Kurtulmuş'un bu konuda iyi niyetli çabası da önemlidir. Belki de ilk ağızdan bizi en doğru anlayan siyasetçiydi. Ve nihayetinde bu komisyonu hayata geçirebildik.

Yola çıktığımızda ilk daha komisyon adı ortaya atıldığında herkes kendi komisyonunu tarif etti. Herkes bir masanın etrafında oturacağı ortak bir komisyondan daha çok kendi senaryosunu konuşmaya başladı. Biz bir ortak masanın oluşmasına işaret ediyorduk. Bugün dikkat ederseniz DEM Parti'nin olduğu masada İYİ Parti'nin dışında bütün partiler var. Daha bundan bir yıl önce bize selam vermeyenler, bizimle yan yana gelmek istemeyenler, şimdi ortak bir masanın etrafında buluşabildi. Bence bu önemli bir adım. Bunu başarmaktan dolayı gurur duyuyoruz DEM Parti olarak. Bütün arkadaşlarımız, il, ilçe teşkilatlarından genel merkez teşkilatına kadar halkımızın desteğiyle, gücüyle önemli bir adım attık. Ama yeterli mi? Tabii değil. Şimdi bunu çok daha etkili, güçlü bir komisyona çevirmek, çalışabilir kılmak gibi bir ödevimiz de var. Şimdi bunun sorumluluğuyla hareket edeceğiz.

Rûdaw: Komisyon bu süreçte neler yapılacağına karar verecek. Komisyonun ilk toplantısında kararlar oy çoğunluğu ile alınacak. Komisyonda AK Parti'nin 22, MHP'nin 5 üyesiyle toplamda 27 kişilik bir çoğunluğa sahip olması, kararların DEM Parti dinlenmeden alınması riskini doğuruyor mu? Hatta CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in bu durumdan duyduğu endişeyle komisyondan çekilme uyarısı yapmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sezai Temelli: Şimdi burada karar yeter sayısı 3 bölü 5 yani yüzde 60'la geçecek kararlar. Bu nitekli çoğunluk olarak adlandırılan bir karar. Bu yüzde 60'ın belirlenmesindeki dominant faktör, belirleyici faktör DEM Parti’dir. DEM Parti'nin konuya yaklaşımı bellidir. Ne iktidar bloğunun ne muhalefet bloğunun tek başına bu kararları geçirme olasılığı yoktur. Burada kararlar DEM Parti'nin belirleyici olduğu bir noktada. Biz tabii bunu bir alışılagelmiş siyaset yöntemi olarak kullanmak istemiyoruz. Hem muhalefetin hem iktidarın ortaklaşmasını önemsiyoruz. Birlikte ortak bir karar alınmasını istiyoruz. Dolayısıyla Kürt meselesinin demokratik çözümüne, Türkiye'nin demokratikleşmesine, bölgenin barışına hizmet edecek kararlar konusunda çok net bir duruşumuz var. Bu kararlar hangi çoğunlukla geçecekse biz orada olacağız. Dolayısıyla önceliğimiz Kürt meselesinin demokratik çözümüdür. Önceliğimiz Türkiye demokrasisidir. Önceliğimiz bölge barışıdır. İnanıyorum ki diğer partiler de bu konuda sağlıklı kararlar alacaklar ve üç bölü beş ile değil, beş bölü beş ile yani tam katılımla ortak mutabakatla bu kararlar geçecek. Ama böyle olmazsa tabii ki bazen belli anlaşmazlıklar, uyuşmazlıklar olabilir, bu durumda önceliğimiz meselenin demokratik çözümüdür. Bu konudaki kararları destekleyeceğiz. Bu konudaki kararların hayata geçmesi için adım atacağız.

Rûdaw: DEM Parti olarak, yeni yasama dönemi başladığında mecliste oylanmasını istediğiniz ilk yasa hangisidir?

Sezai Temelli: Şimdi burada birkaç tane önemli yasal düzenleme söz konusu. Bunlardan tabii ki en önemlisi silah bırakanların hukuki güvencesi, hukuki hakları ve bunların siyasisiyete katılım koşulları. Bu konudaki düzenlemelerin önceliği olmalı. Diğer taraftan bu konuyla bağlı olarak bugüne kadar bu çatışma döneminin sonucu olarak yargılanmış olup cezaevinde olanlar, yerinden yurdundan edilmiş sürgünde yaşayanlar. Yani velhasıl bu konudan dolayı mağdur olmuş ve bu konudan dolayı hak yitimine uğramış insanların hak kayıplarının ortadan kaldırılmasına yönelik hukuki düzenlemeler öncelik olacaktır. Terörle Mücadele Kanunu ve Türk Ceza Kanunu'ndaki belli maddelerin değişimi ve bunun yanı sıra bu döneme özgü, dönemin özelliklerinden kaynaklanan belli bir hukuki çerçeve yasası öncelik olacaktır. Buna yoğunlaşacağız. Doğru yerden başlamak gerekiyor. Bu yasa çıkarsa diğer yasaların değişimi üzerinde önemli etkiler yaratacaktır.

Rûdaw: Silah bıraktıktan sonra gerillaların durumu ne olacak? Kürdistan Bölgesi’ndeki kamplarda mı kalacaklar, yoksa doğrudan Türkiye'ye mi dönecekler? Bu konuda bir fikriniz var mı?

Sezai Temelli: Henüz bu konuda bir tartışma yok. Henüz bu konuda kimsenin öne sürdüğü bir model de yok ama tabii ki mutlaka tartışılacaktır. Dolayısıyla herkes hangi ülkenin vatandaşıysa - bana göre, kendi kişisel fikrim bu - kendi ülkesinde hukuki ve siyasal haklara kavuşmalıdır burada tabii ki güvenlik sorunu söz konusu olabilir belli risklerin ortaya çıkmasından kaynaklı sorunlar olabilir, bunlar da ayrıca tartışılabilir. Ama 11 Temmuz'da Bese Hozat'ın yapmış olduğu açıklama bunu net bir şekilde ortaya koydu. Dolayısıyla da herkes kendi yurdunda, kendi toprağında, kendi yerelinde var olmalı, siyasete katılmalı, demokratik siyaset içinde mücadelesini sürdürmeli. Doğru olan budur. Ama dediğim gibi henüz bu konuda ortaya konmuş bir model ya da bir öneri bize gelmedi. Biz tabii ki en geniş demokratik haklar çerçevesinde meseleye yaklaşıyoruz ve belli riskler olduğunu biz de biliyoruz. Bu riskleri ortadan kaldırmak adına da toplumsal mutabakatın, toplumun birbiriyle barışmasının ve hakikatlerin ortaya çıkmasının büyük öneme sahibi olduğunu düşünüyoruz. Gidecek daha çok yolumuz var ama dediğim gibi en temel hakları sağlayan bir yerden hareket etmek birinci önceliğimiz.

Rûdaw: Merak ettiğim bir konu da şu: Türkiye vatandaşı olmayan (örneğin Kürdistan Bölgesi, Doğu Kürdistan/İran, Rojava/Suriye vatandaşı) gerillaların durumu ne olacak? Bu kişilerin ülkelerine döndüklerinde yasal takibatla karşılaşmamaları ve kendilerine yardımcı olunması için komisyon bünyesinde bir çalışma yapılıyor mu?

Sezai Temelli: Komisyon daha yolun başında henüz bu konuları ele alıp değerlendirmedi. Şimdi bu söylediğiniz konu çok çok önemli bir konu. Benim kişisel görüşümü yine söylemek istiyorum. Henüz komisyonda dile getirdiğimiz bir şey değil. Tartışmalarla dile gelecek. Şimdi gerillalar silah bıraktıktan sonra vatandaşı olduğu ülkeye gidebilir ama vatandaşı olduğu ülkeye gittiğinde bir riskle karşılaşacaksa riskin olmadığı yerde kalması hukuki güvencelerinin sağlanarak kalması muhakkak sağlanmalıdır. Dolayısıyla Türkiye bu barışı inşa ederken kendi vatandaşı olmayan gerillaların da hukuki güvencesini mutlaka gözetmeli. Aksi halde sorun çözülmemiş, farklı mekanlara ötelenmiş olur. Dolayısıyla Türkiye bütünlüklü bir hukuk anlayışıyla meseleye yaklaşmalı. Uluslararası hukuktan doğan hakları gözeten bir yerden yaklaşmalı. Dolayısıyla eğer silah bırakan gerilla gittiği ülkede gideceği, gidebileceği ülkede risklerle karşılaşıyorsa bu riskleri de ortadan kaldıracak muhakkak bir düzenlemeye ihtiyaç olacaktır. Ama henüz yolun başındayız. Daha bu konular konuşulmaya başlanmadı. Ama önemli bir konuya işaret ettiniz. Bu da dikkate alınacaktır.

Rûdaw: YPG'nin silah bırakması konusunun Türkiye'de gündeme gelmesinin sebebi nedir?

Sezai Temelli: Gerçekten şu anda Suriye'ye dönüp baktılarınızda, Suriye'de kim silah bırakabilir ki? Yani böyle bir ortamda, böyle bir dünyada biz Türkiye'den Suriye'ye gitmeye kalksak yanımıza alacağımız bir şey silah olur herhalde. Şimdi dolayısıyla burada YPG'nin silah bırakma konusu bence biraz Suriye meselesini yeterince anlamamaktan kaynaklanıyor. Dolayısıyla orada Suriye Demokratik Güçleri önemli bir siyasi oluşumdur. Neden önemlidir? Suriye'nin demokratikleşmesi için önemlidir. Orada başta Kürt halkı olmak üzere Suriye'de yaşayan Kürtler, Suriye'de yaşayan diğer halklar, Araflar, farklı inançtan olan Dürziler, Aleviler, bütün bunların güvencesini sağlayacak olan en önemli şey aslında Suriye'nin demokratikleşmesidir. Suriye'nin demokratikleşmesini kim istiyor bugün? SDG istiyor. Dolayısıyla da bizim de SDG'ye destek olmamız gerekiyor. Kalkıp şimdi oradaki insanların silah bırakıp bırakmama konusu meselesini öne almak yerine Suriye'nin demokratikleşme meselesini öne alırsak, Suriye gerçekten orada yerel demokrasi anlayışıyla güçlü bir demokrasiyi hayata geçirebilirse, bugünkü Suriye'deki iktidar, Baas rejiminin kalıntılarından, aklından kurtulabilirse, gerçekten Suriye meselesi de kısa zamanda çözülür. İşte silah meselesini ondan sonra konuşabiliriz.

Dolayısıyla da şimdi kalkıp SDG'nin silah bırakması ya da merkezi hükümete katılması, ordu meselesi tartışmaları biraz arabayı atların önüne almaktır. Dolayısıyla öncelikle Suriye'deki halkların güvencesi, hukuki hakları, oradaki demokratik yapıların hayata geçmesi, bunlar önceliğimiz olmalı. Türkiye bu konuda destek vermeli. Türkiye hala geçmişin dış politika anlayışıyla Suriye'ye yaklaşmamalı. Şimdi yeni bir durum var, yeni gelişmeler var. 27 Şubat'tan sonra Sayın Öcalan'ın açıklamasından sonra çok çok önemli bir değişim dönüşüm dönemini yaşıyoruz. Bu büyük değişim dönüşüm döneminde de Türkiye'nin dış politikası da değişmeli. Hem Suriye'ye hem Irak'a yaklaşımı değişmeli. Bölge haklarının, bölge yönetimlerinin özgünlüğünü, özelliğini dikkate almalı. Dolayısıyla da Kürtlerle kurulacak sağlıklı ilişki dediğimizde bu sadece Türkiye Kürtlerini değil bölgedeki bütün Kürtleri kapsayacak bir yerden olmalı. Ancak bu şekilde önemli yol kat edebiliriz. Bu hepimizin ortak sorunudur. Ortak sorununa da bir bölge ölçeğinde çözümler üretmeliyiz.

Rûdaw: Peki YPG ve DSG’nin silah bırakmasını talep eden çağrılar çözüm süreci için de sorun teşkil eder mi?

Sezai Temelli: Evet, bir kriz olabilir. Dediğim gibi, mesela bundan birkaç yıl önce hatta bir on yıldır Suriye'ye yaklaşımı Türkiye'nin hep güvenlikçi politikalar ve Türkiye içinde olduğu gibi Kürt karşıtı politikalarla oldu. Şimdi bin yıllık kardeşlikten bahsediyoruz. Bu duyguyu ifade ediyoruz. Bin yıllık kardeşlik Türkiye'de oluyor da Suriye'de niye olmuyor? Irak'ta niye olmuyor? İran'da niye olmuyor? Dolayısıyla Rojhilat da bir Kürtistan'ın bir parçası. Başur da öyle. Rojava da öyle. Dolayısıyla bin yıllık kardeşlik her yerde bin yıllık kardeşlik olmalı. Meseleye doğru yaklaşmamız gerekiyor. Parçalı değil, bütünlükte ele almak gerekiyor. Bu krizi aşmamızın yegane yolu Türkiye'nin bu yeni dönem politikalarını artık çok hızlı bir şekilde dış politikasına da yansıtabilmesinden geçer. Bunu başarabilirse zaten Suriye meselesi de inanın çok daha hızlı çözüme kavuşur.

Rûdaw: DEM Parti ne zaman kongre yapacak?

Sezai Temelli: Bizim olağan kongre zamanımız Ekim'de başlıyor. Ekim'den sonra bir yıl süremiz var. O bir yıl içinde en uygun zamanda kongremizi yapacağız. Kongreyi zamanı geldiğinde yapmak gibi aslında bir kamülümüz var bizim. Genellikle iki yılda bir kongrelerimizi yaparız. Fakat bugün şu anda içinde bulunduğumuz konjöktür, içinde bulunduğumuz siyasi hareketlilikten dolayı Ekim'de başlayan süreç en kısa zamanda yine tamamlanır ama şu an ben size tam tarih söyleyemem. Henüz kurullarımız bu konuyu gündemine almadı. Gündemini aldığı andan itibaren bir planlama çıkar. Ama Ekim'de başlıyor olan kongres sürecimiz ve bir yıl gibi bir süre içinde yapmak zorundayız. Tam tarihi kurullarımız sağlıklı bir planlama yaptıktan sonra kamuoyuyla paylaşız.

Rûdaw: DEM Parti'de bir genişleme veya isim değişikliği olacak mı?

Sezai Temelli: Tabii şimdi her dönemin kendine has bir siyasi stratejisi var. DEM Parti de aslında HDP biliyorsunuz, mecbur kaldığımız için isimlerimizi değiştirdik. Önce Yeşil Sol Parti olduk, seçime girdik, sonra DEM Parti olduk. Aslında HDP bu anlamıyla bir, mücadele ve müzakere partisidir. Demokrasi mücadelesi ve Kürt meselesinin demokratik çözümü adına bir müzakere partisidir. Şimdi müzakerenin ve mücadelenin geldiği aşamaya uygun olarak kendisini tabii ki doğal olarak yeniden yapılandıracaktır. Özünü kaybetmeden, fikriyatından kopmadan, kuruluş paradigmasına sahip çıkarak, fakat yeni dönemin özelliklerini de kapsayacak şekilde kendisini güçlendirecektir, genişletecektir, yeniden yapılandıracak.

Rûdaw: Türkiye'de anayasa değişikliği süreci ne zaman başlayacak?

Sezai Temelli: Bence bir anayasa değişikliğine başlanmayacak. Tabii bu benim kanaatim. Çünkü Türkiye'de şu anda bir anayasa yapım süreci için koşullar çok uygun değil. Neden derseniz, Türkiye'de anayasa değişikliği için meseleyi ele almak yerine iktidar odaklı, seçim odaklı yaklaşımlar ön planda. Hem iktidar açısından hem de muhalefet açısından bunu söylüyorum. Dolayısıyla bu kaygılarla hareket edildiği sürece sağlıklı bir anayasa yapmak çok da mümkün gözükmüyor. Öncelikle bu Kürt meselesinin çözümü konusunda adımlar atılmalı. Türkiye'nin demokratikleşmesi konusunda adımlar atılmalı. Anayasa yapmak adına, bir sivil anayasa yapmak adına yol kat edilecekse birçok alanın sivilleşmesi, demokratikleşmesi gerekiyor. Bunda yasalar da dahil. Bir yol temizliğine ihtiyacımız var. Bu zaman alacak. Zaten izlemişsinizdir komisyon da asla gündemine bir anayasa konusunu almayacağını söyledi. Hem komisyon başkanı bunu söyledi, hem bütün partiler bunu söyledi. Öncelik şu anda anayasada değil. Ama bir gün mutlaka demokratik bir cumhuriyet için demokratik bir anayasaya ihtiyaç olduğunu biliyoruz. Ama henüz bu gündemde yok.

Rûdaw: Peki anayasa çalışmaları başlarsa eğer, mevcut anayasa mı değiştirilecek yoksa yeni bir anayasa için mi bir talep var?

Sezai Temelli: Bu mevcut 12 Eylül Anayasası biliyorsunuz Kenan Evren'in yaptığı cunta döneminin anayasası. Fakat bu anayasa bile 19 kez değişikliğe uğradı. Yamalı bohça gibidir. Yeni bir anayasa dediğimiz yeniden yazılması anlamında, yani mevcut anayasada bir değişiklik yapmak değil, yeni bir anayasa yazmak üzere dile getiriliyor. Öyle de olmalı. Tüm toplumun katılımıyla birlikte büyük bir toplumsal mutabakat adına bir anayasa yazılmalı. Arzulanan bu, istenen bu. Umarım Türkiye bir gün bunu başaracak. Çünkü Türkiye anayasaları hep darbelerle yazıldı. Umarım darbesiz sivil bir anayasanın yazma olanağına kavuşacağız.

Rûdaw: Çözüm sürecinin başlamasıyla birçok siyasi tutuklu serbest bırakılırken ve hala bazıları bırakılacakken, Selahattin Demirtaş neden hala serbest bırakılmıyor?

Sezai Temelli: Evet bunu biz de anlayamıyoruz. Aslında şu anda Sayın Demirtaş da, Sayın Yüksekdağ da şu anda cezaevinde olan binlerce arkadaşımızın çoktan bırakılması gerekirken inatla bırakılmıyor. Bunu anlamakta zorluk çekiyoruz. Sayın Demirtaş'la ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin vermiş olduğu kararlar var. Bu kararlar bile başlı başına onun bırakılması için yeterliyken, gerçekten anlamakta zorluk çektiğimiz bir rehin tutma hali söz konusu. Tabii ki bir siyasi karar hukuki değil. Hukukla açıklanacak bir şey değil. Bu siyasi karar nereden kaynaklanıyor dediğimizde tabii ki iktidarın DEM Parti’ye, bize yaklaşımından kaynaklanıyor. Şimdi bir taraftan çözüm meselesi var masada. Müzakere masası kurulmuş, komisyon kurulmuş. Ortada iyi niyetler var, toplumun desteği var ama diğer taraftan hala böyle uygulamalar var. Cezaevinde haksız, hukuksuz yere tutsak edilmiş insanlar var, sürgünde olan insanlar var. İşte bu komisyon bu konularda çok hızlı adım atmalı ki bu mağduriyetler, bu haksızlıklar, bu hukuksuzluklar da sona ersin. Bu tasarruflar, bu keyfi tasarruflar da ortadan kalksın.

Rûdaw: Geçmişte 2023’teki genel seçimler ile 2024’teki yerel seçimleri yakından takip ettim. Bazı bölgelerde CHP ile anlayış birliğiniz vardı. Ama şimdi çözüm sürecinde Cumhur İttifakı ile çalışıyorsunuz. Çoğu anketlerde CHP birinci parti olarak öne çıkıyor. CHP'ye DEM Parti olarak nasıl bakıyorsunuz?

Sezai Temelli: Bunu düzeltmek isterim. Dışarıdan tabii siz de haklısınız bir gazeteci olarak böyle görebilirsiniz. Biz sadece demokrasiyle ortaklaşırız, barışla ortaklaşırız. Yani ne CHP ile ne AKP ile bir ortaklaşmamız söz konusu değil. Mesela yerel yönetimlerde kent uzlaşısı dediğimiz bir şeyi var ettik. Dedik ki bu kentin tüm dinamikleri, bu kentte yaşayan halklar, bu kentte yaşayan emekçiler, kadınlar hangi konuda uzlaşıyorsa biz gücümüzü orada konumlandıracağız. Şimdi neden CHP'li belediyeler öne çıktı derseniz, bu iktidarın uygulamalarından kaynaklandığı için ortaya çıktı. Eğer iktidar Türkiye'yi demokratikleştiren, otoriter rejimden kurtaran bir yerde olsaydı belki de halklar iktidarın adayları üzerinde de ortaklaşabilirdi. Yani kent uzlaşısı bir yerde AKP'ye bir yerde CHP'ye de eğilim gösterebilirdi. Ama mesele şu, mesele Türkiye'deki otoriter rejim karşısında toplumun tepkisi kent uzlaşıcılarında tabii ki demokrasi güçlerinin bir yerde buluşmasına vesile oldu. Orada da CHP'li adaylar öndeydi. O yüzden sonuçları böyledir. Yoksa biz CHP ile ittifak kurduk ya da AKP ile ittifak kurduk diye tarihimizde böyle bir ittifak anlayışımız yok. Biz her zaman için emek demokrasi güçleriyle ittifak kurarız ve demokrasi adına, Kürt meselesinin demokratik çözümü adına, barış adına nerede bir odak varsa orada yerimizi alırız.

Bunu bu şekilde düzeltmekte yarar var yoksa öbür türlü zaten Türkiye bu tür seçim odaklı ittifaklardan çok çekti. Biz emek demokrasi güçleri adına, 2024'te doğru bir ittifak anlayışı yarattığımız için, kent uzlaşısını var ettiğimiz için bugün bunun sonuçları üzerinden Kürt meselesinin demokratik çözümü adına adımlar atılabiliyor bu ülkede. Biz kent uzlaşısı stratejimizi sağlıklı bir şekilde hayata geçirdiğimiz için bugün meclisteki masanın etrafında herkes var. CHP'si de geldi oturdu, AKP'si de geldi oturdu. Yani bir uzlaşı zihniyetini, fikrini var edebildik. En önemli başarımız budur. 2024 seçimlerinde biz bu stratejiyi hayata geçirememiş olsaydık, inanın bugün bu sonuçları, bu gelişmeleri yaşayamazdık. Çünkü tarih böyle bir şey, siyaset böyle bir şey, kulvarlar böyle açılabilir ve o kulvarlardan ancak böyle hareket edip ilerleyebilirsiniz. Nitekim de öyle olmuştur. 2019 seçimleri için de bunu söyleyebilirim. 2023'te bu uzlaşılar yeterince etkili olmadığı için iktidar seçimi kazandıktan sonra Kürt meselesinin demokratik çözümü adına adım atmadı. Ama 2024 seçimlerinden sonra adım atmak zorunda kaldı. Dolayısıyla bağlamı buradan kurduğumuzda gerçekten DEM Parti'nin ortaya koymuş olduğu strateji başarılı bir stratejiydi. Sonuçlarını da bugün hep birlikte alıyoruz diyebilirim.

Rûdaw: Parlamentoda daha önce size selam bile vermeyen bazı kişilerin şimdi sizinle (DEM Parti ile) çalıştığını belirttiniz. Peki, Devlet Bahçeli’nin zaman zaman Abdullah Öcalan’ın mesajlarını ve kararlarını övmesini kişisel olarak nasıl karşılıyorsunuz, ne hissediyorsunuz?

Sezai Temelli: Kendi adıma bir kere şunu söyleyebilirim ki tabii ki başından beri sahip olduğumuz fikriyatın, sahip olduğumuz mücadele hattının, o üçüncü yolun ne kadar etkili, güçlü olduğunu hissediyorum. Dolayısıyla mesele kişiler değil, gerçekten bu mücadele, bu fikriyat, bu fikriyatın, mücadelenin yaratmış olduğu saygınlık, bu önemli bir şey. Kararlı siyasetimiz sonuçlarını alıyor. Tabii ki burada bu mücadeleyi var etmiş olan bütün değerlere olan saygımız sonsuzdur. Onun sonuçlarıdır bunlar. Diğer partilere gelince, onlar da buna saygı duyuyorlar. Bu saygılı yaklaşımın altında bu var. Bakın bunu samimi olarak söylüyorum, mübalağa etmiyorum. Kimse çözüm üretemedi. Tam 50 yıl boyunca Sayın Öcalan’dan başka kimse çözüm üretemedi. Türkiye'nin masasına çözümü ısrarla, ısrarla, ısrarla getirip Türkiye siyasetini ikna etmiştir. Biz bu paradigma ile hareket ettik. Bu yolda mücadele ettik. Barışa inandık. Çözüme inandık. Demokrasiye inandık ve taviz vermedik. Bedeli çok ağır oldu. İşte biraz önce Selahattin Demirtaş'tan bahsettik, tam 9 yıldır cezaevinde. 30 yıldır cezaevinde olan arkadaşlarımız var. 30 yıl sonra cezaevinde infazı yakalıp 31, 32, 33 yıldır cezaevinde olan insanlar var. Dolayısıyla bütün bunları bu şekilde değerlendirdiğimizde saygıyı hak eden bu mücadeledir, bu kararlılıktır. Dolayısıyla da bu saygıyı görüyoruz diyebilirim. Tabii çok uzun sürdü. Keşke çok daha önce ilk çözüm döneminde bir çözüme kavuşsaydı. Bu yılları kaybetmeseydik. Bunu sadece Bakur için de söylemiyorum. Bütün coğrafya için söylüyorum. Başur için, Rojava için çok daha farklı, çok daha önemli sonuçlar olabilirdi. Ama bugün bu noktada olmaktan mutluluk duyduğumu söyleyebilirim.

Rûdaw: DEM Parti DEM Parti Grup Başkanvekili Sayın Sazai Temelli, bizimle birlikte olduğunuz ve görüşlerinizi paylaştığınız için teşekkürler.

Sezai Temelli: Ben de teşekür ediyorum. Size iyi yayınlar, başarılar diliyor.

 

Yorumlar

Misafir olarak yorum yazın ya da daha etkili bir deneyim için oturum açın

Yorum yazın

Gerekli
Gerekli