ÖZEL RÖPORTAJ - Fuad Hüseyin’den iç savaş uyarısı: Irak ateşin kıyısında

2 saat önce
Etiketler Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin İran Saldırı Savaş
A+ A-

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının 24. gününde Rûdaw’a özel bir mülakat veren Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, bölgedeki savaşın daha da şiddetleneceğini ve Irak’ın "ateşin içine düşme" tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirtti.

Irak hükümetinin yasa dışı silahlı grupları kontrol edemediğini söyleyen Hüseyin, petrol ihracatının durmasıyla ülkenin ekonomik bir darboğaza girdiğini ancak maaşların 6 ay boyunca ödenebileceğini açıkladı.      

"İran'ın direnci yanlış hesaplandı"  

Savaşın gidişatını değerlendiren Fuad Hüseyin, ABD ve İsrail'in stratejik bir hata yaptığını söyledi. Hüseyin, "İlk saldırıda lider kadroyu vurarak Tahran'da 'Venezuela modeli' bir rejim değişikliği beklediler ancak İran'ın askeri kapasitesini ve direncini öngöremediler" dedi.

Bakan, savaşın yakın zamanda durmayacağını, aksine enerji altyapılarını da kapsayacak şekilde genişleyeceğini öngördüğünü ifade etti.  

Silahlı gruplar ve iç savaş riski  

Irak içindeki "İslami Direniş" gruplarının eylemlerine değinen Hüseyin, hükümetin bu yapıları kontrol edecek askeri veya ideolojik araca sahip olmadığını bildirdi.

Şii siyasi liderlerin (Koordinasyon Çerçevesi) bu gruplara açıkça "dur" demesi gerektiğini vurgulayan Bakan, "Eğer bu gruplar ve devlet güçleri karşı karşıya gelirse, bu bir iç savaşa dönüşür. Risk çok büyük" uyarısında bulundu.      

Petrol ihracatı durdu: tek nefes borusu Kürdistan hattı

Hürmüz Boğazı'ndaki güvenlik ve sigorta krizlerinin Irak'ın güney üzerinden yürüttüğü petrol ihracatını ve üretimini neredeyse tamamen durma noktasına getirdiğini ifade eden Hüseyin, ülkenin şu anki tek nefes borusunun Kürdistan boru hattı olduğunu ve buradan sadece sınırlı bir miktar sevkiyat yapılabildiğini belirtti.

Asya pazarında petrol fiyatlarının 190 dolara kadar tırmanmasına rağmen ihracat imkanlarının kısıtlılığı nedeniyle bu yüksek fiyattan gelir elde edilemediğine dikkat çeken Bakan, ekonomik tabloya dair halka sükunet çağrısında bulundu.

Rezervlerin durumunun kötü olmadığını vurgulayan Hüseyin, mevcut kaynaklarla maaşların en az 5-6 ay boyunca kesintisiz ödenebileceğinin güvencesini verdi.   

Savaşın ortasında Irak’taki siyasi sürecin de kilitlendiğini belirten Dışişleri Bakanı, Nuri el-Maliki’nin başbakan adaylığından çekilmediğini, bu durumun Şii bloğunu böldüğünü söyledi.                                    

Rûdaw: Sayın Bakan, hatırlarsanız, daha önce sorduğumda durumun savaşa gittiğini söylemiştiniz.

Fuad Hüseyin: Evet                   

Rûdaw: Şu an uluslararası temaslarınız sürüyor, bölge yetkilileri ve dışişleri bakanlarıyla iletişim halindesiniz. Söylermisiniz, savaş genişleyecek mi yoksa bir ateşkese mi gidiliyor?        

Fuad Hüseyin: Hayır, her savaş elbet bir gün biter. Soru şu: Ne zaman ve nasıl? Benim öngörüm; bu savaşın bir süre daha genişleyeceği, ardından ya bir ateşkes olacağı ya da kendiliğinden duracağı yönünde. Örneğin ABD zafer ilan ederse öyle durabilir, ancak bir süre daha şiddetlenecektir.    

Rûdaw: Yani yakın zamanda savaş durmayacak mı?

Fuad Hüseyin: Onu bilemem ama gözlemlerime göre ABD ve İsrail, İran'ın altyapısını vurmakla tehdit ediyor. Altyapı derken sadece askeri altyapıyı kastetmiyorum; zira 20 gündür askeri noktaları vuruyorlar. Bahsedilen; insanların yaşamıyla doğrudan ilgili olan ekonomik altyapı: Elektrik, petrol, gaz, benzin ve su. Eğer bu altyapılar vurulursa, açık konuşmak gerekirse durum İran halkı için çok karmaşık ve zor bir hal alır.       

Rûdaw: Peki böyle bir saldırı gerçekleşir mi? 

Fuad Hüseyin: Tehditler bu yönde ve işleyiş en azından bu şekilde ilerliyor. Doğrudur, Başkan Trump petrol ve gaz meselesinde hassas; çünkü bu durum dünya ekonomisini ve ABD iç siyasetini doğrudan etkiliyor. Benzin ne kadar pahalı olursa, Amerikan vatandaşı cebini o kadar çok düşünür ve bu da yaklaşan Kongre ara seçimlerini etkiler. Trump bu hesapları yapıyor ancak krizin Körfez'de ve Hürmüz Boğazı'nda devam etmesi de zaten enerji, petrol ve gaz fiyatlarını artırıyor. Zamanla ABD içinde, Kongre'de, kamuoyunda, medyada "Bu savaş nasıl olacak, ne zamana kadar sürecek ve neden yapılıyor?" tartışmaları yükselecek. Bu sorundan kurtulmak için ya savaşı durduracaklar ya da İran'a büyük bir darbe indirmeleri gerektiğini düşünecekler. Aslında vurulacak askeri altyapı kalmadı, hepsi vuruldu. Buna rağmen İran halen saldırıyor. Geçen gün, Amerikalıların bulunduğu (Diego) Garcia adasına füze fırlattı, orası yaklaşık 4.000 kilometre uzaklıkta. Bu, uzun menzilli füzelere sahip oldukları anlamına geliyor. İran savunmasına devam ediyor. Zayıflamış olabilir ama hâlâ ayakta. Benim tahminim; savaşı başlattıklarında İran'ın bu direncini beklemiyorlardı.

Rûdaw: ABD ve İsrail mi?

Fuad Hüseyin: Evet, benim öngörüme göre bekledikleri gibi olmadı.

Rûdaw: Çizdikleri tabloya göre İran’ın bu askeri kapasitesini öngöremediler mi?

Fuad Hüseyin: Bence öngöremediler. Çünkü ilk darbe liderliğe yönelik yapıldı. Tahran saatiyle sabah 09:30'da ilk saldırı doğrudan liderliğe; yani Rehber'e ve çevresindekilere yapıldı. Liderliği vururlarsa Tahran'da bir değişim olacağını ve başkalarının iktidara geleceğini sandılar. Amerikalıların aklındaki "Venezuela modeli"ydi; lideri devre dışı bırakıp yerine ABD ile çalışacak birilerini getirmek. Böyle bir beklentileri vardı.   

Rûdaw: Bu analiz yanlış mı çıktı?  

Fuad Hüseyin: Bu konuda hesapları yanlıştı. 

Rûdaw: ABD ve İsrail çıkamadıkları bir savaşa mı saplandılar? 

Fuad Hüseyin: Hayır, öyle görmüyorum. Bence İsrail'in amacı ABD’den farklıydı. ABD, rejimi değiştirmekten ziyade sadece lider kadroyu değiştirip başka birlerini getirmek istiyordu; bunu kendileri de dile getirdi. Ancak İsrail her şeyi kökten değiştirmek ve İran’da tam bir kaos yaratacak bir savaş istiyordu. İki tarafın stratejisinde bariz bir fark vardı.   

Rûdaw: Aralarında bir görüş ayrılığı mı vardı?   

Fuad Hüseyin: Evet, bu fark oldukça belirgindi. 

Rûdaw: Şu an bölge ülkelerinin savaşı bitirmek için herhangi bir girişimi var mı?

Fuad Hüseyin: Çabalar var ama savaşın gidişatı buna pek izin vermiyor. Yani görüşmeler ve girişimler var, açıkça söyleyeyim.

Rûdaw: Bu konuda şu an için kimler devrede?        

Fuad Hüseyin: Her taraftan görüşmeler var; mesaj alıp vermeler sürüyor. Ancak savaşın gürültüsü, diyaloğun sesinin duyulmasına imkan vermiyor.

Rûdaw: Yani genel olarak ABD ve İran arasında doğrudan bir mesaj trafiği var mı?  

Fuad Hüseyin: Aralarında doğrudan yok, ancak dolaylı yoldan çok fazla var.

Rûdaw: Dolaylı müzakereler devam ediyor mu?  

Fuad Hüseyin: Ben buna müzakere demem. Bir görüş dile getiriliyor, bu bir bakana veya aracıya gidiyor, o da bu görüşü karşı tarafa aktarıyor. Yani doğrudan bir masa başı diyalog yok.          

Rûdaw: Irak olarak ateşkesi sağlamak için çabalarınız var mı?         

Fuad Hüseyin: Bu konuyu pek açmak istemem ama bizim asli görevimiz savaşın Irak topraklarına girmesini engellemek. Bunun için de sürekli iletişim halinde kalmak zorundayız.   

Rûdaw: Sayın Bakan, Irak'taki durum meselesine geleceğim ama savaşın genişlemesiyle ilgili olarak; Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bazı Körfez ülkelerini ziyaret ettikten sonra "Körfez ülkelerinin de İran saldırılarına yanıt verme ihtimali var" dedi. Bu, savaşın daha da yayılacağı ve uzayacağı anlamına gelmiyor mu?   

Fuad Hüseyin: Körfez ülkeleri şu ana kadar bir yanıt vermiş değil, gerçek bu. Ancak onlar savaşın kendi evlerine sıçramaması ve savaşın bir parçası olmamak konusunda çok hassaslar. Doğrudur, onlara saldırı yapılıyor ve dolaylı olarak savaşın içindeler. Ancak onlar da savaşa doğrudan girerse bu, Körfez Arap ülkeleri ile İran arasında bir savaş olur. Bu çok ağır bir durumdur. Neden biliyor musun? Birincisi; eğer bu savaş o bölgenin günlük gerçeği haline gelirse ekonomik ve siyasi her şeyin bozulacağını biliyorlar. İkincisi; unutmayalım ki bu savaşı ABD ve İsrail başlattı. Arap ülkeleri için, İsrail’in saldırdığı bir ülkeye (İran) karşı savaş açmak zordur. Çünkü o zaman halk nezdinde "bunlar İsrail ile işbirliği yapıyor" gibi bir algı oluşur. Bu durum Körfez ülkelerini frenliyor ancak İran'ın Körfez ülkelerine yönelik saldırıları da devam ediyor.     

Rûdaw: Sizce Körfez ülkeleri ne zamana kadar sessiz kalacak?

Fuad Hüseyin: Bilmiyorum. Öngörüm şu ki; onlar (savaşın durmasını) umut ediyorlar. Onlarla yaptığım görüşmelerde ve bakanların çoğuyla olan temaslarımda, hepsinin umudu savaşın durması yönünde.

Rûdaw: Yakın zamanda İran Dışişleri Bakanı Erakçi ile görüştünüz mü sayın Bakan?     

Fuad Hüseyin: Konuşma (sesli görüşme) şeklinde değil.     

Rûdaw: Mesaj veya telefonla mı?                                    

Fuad Hüseyin: Mesaj alışverişimiz var.

Rûdaw: İran'ın savaşa dair en güncel görüşü nedir? 

Fuad Hüseyin: Onu açıklamayacağım ama mesaj alışverişimiz oluyor.

Rûdaw: Fikir alışverişi oluyor mu?

Fuad Hüseyin: Evet, ayrıca bir dost olarak halini hatırını; kendisinin, ailesinin ve akrabalarının durumunu da soruyorum.

Rûdaw: Irak hükümeti neden şimdiye kadar "İslami Direniş" adı altındaki bu silahlı grupların savaşa katılmasını engelleyemedi?

Fuad Hüseyin: Vallahi bu konu çok önceden beri konuşuluyor, bugünün meselesi değil. Bugün "devlet ve devlet dışı yapılar" konusunu tartışıyoruz. Ben bunu iki yıldır, hatta beş buçuk yıldır sürekli dile getiriyorum. Eskiden, bir-iki yıl önce Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği'ne saldırdıklarında televizyona çıkıp anlattım. Bu konu hep vardı; ancak onların da gücü var; askeri güçleri, örgütlenme güçleri ve parlamenter güçleri var. Bu zaten bilinen bir gerçek.

Rûdaw: Birkaç gün önce Kürdistan İslami Birlik (Yekgirtu) Grup Başkanı ile bir görüşmem oldu. Sayın Dr. Musenna şöyle dedi: "Şu an Irak iki Irak’tır; biri hükümet ve kurumların olduğu resmi Irak, diğeri ise bu grupların Irak’ı." Hangisinin daha güçlü olduğunu sorduğumda, "O gruplar Irak’ta hükümetten daha güçlü" dedi.

Fuad Hüseyin: Ben bunu söyleyemem.

Rûdaw: Benim sorum şu: Irak neden onları bugüne kadar kontrol altına alamadı?

Fuad Hüseyin: Bunun bir kısmı Irak’ın (siyasi) sistemiyle ilgili. Bir kısmı ise bu grupların askeri ve siyasi diğer güçlerle olan iç içe geçmiş ilişkileriyle alakalı. Bu durum işleri bu noktaya getirdi. Ancak şu an, saldırıları sürekli Kürdistan'a yönelikti, sonra Bağdat'a, ABD elçiliğine, ardından içinde altı diplomatik misyonun bulunduğu Reşid Otel'e ve şimdi de Irak İstihbarat Teşkilatı'na yöneldi... Bu, bu şekilde devam edemez. Hükümetin tedbir alması gerekiyor. Başbakan da bugünlerde savaş ve barış kararı verme yetkisinin sadece devlette olduğunu, başkasında olmadığını söyledi. Dolayısıyla işaretler onları gösteriyor.

Rûdaw: Irak İstihbarat Teşkilatı'na yönelik saldırıyı onlar mı yaptı?

Fuad Hüseyin: Saldırı içeridendi (yereldi). Kanıtı da Başbakanın bugün veya dün yaptığı; savaş ve barış kararı verme yetkisinin başka kişilerin değil, devletin elinde olması gerektiği yönündeki açıklamasıdır. Bu durumda oklar onları işaret ediyor.

Rûdaw: Şu an Irak belki de dünyada hem ABD’nin hem İran’ın vurduğu hem de kendi içinde bir çatışma yaşayan tek ülke. Irak neden bu duruma geldi?

Fuad Hüseyin: ABD aslında Irak'ı vurmuyor. İran meselesi farklıdır. Eğer bu "devlet dışı silah" sorunu, yani devletin kontrolü dışındaki silahlı yapılar olmasaydı ABD vurmazdı. Devlet dışındaki silahlar sadece devletin kendisine değil, Amerikalılara da tehdit oluşturuyordu; hem askeri hem de diplomatik varlıklarına. Elçilik diplomatik bir yerdir ve orası vuruluyor. Tahminimce Amerikalıların tepkisi bundandı. Eğer Amerikalılara vurulmasaydı onlar bir şey yapmazdı.

Ama İran meselesi farklı. Savaştan yaklaşık bir buçuk-iki ay önce Tahran'daydım ve Sayın Laricani (Allah rahmet eylesin) ile görüştüm. Onunla bir buçuk saat oturdum. Ayrıca İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi ve Cumhurbaşkanını da gördüm. Ama Laricani ve Dışişleri Bakani ile baş başa kaldığımızda, İran’ın savaşa hazırlandığını anladım. Yani İran, savaşın her halükarda çıkacağı hesabını yapmıştı. Bahsettikleri geçen yılki o 12 günlük Haziran savaşı tecrübesine dayanıyorlardı. Pazar günü Maskat'ta müzakere randevuları vardı ama Perşembe'yi Cuma'ya bağlayan gece vuruldular. Yani bunu önceden düşünmüşlerdi. Laricani bana İsraillilerin Ruslara "Bize saldırılmazsa biz saldırmayız" dediklerini anlattı ve şöyle dedi: "Biz saldırmayacağız ama onlar bize saldırmak için hazırlıklarını yapıyorlar. Eğer saldırı olursa geniş çaplı bir savaş kaçınılmazdır." Ben de "Geniş savaş ne demek?" diye sordum. "Bölgede nerede Amerikalı varsa orası hedeftir, çünkü ABD'nin kendisine ulaşamayız" dedi. Elbette ABD ordusunu kastediyordu. Ben de şaka yollu "Bizi bu işten uzak tutun" dedim.

Rûdaw: Kürdistan Bölgesi’ni mi kastettiniz?

Fuad Hüseyin: Evet, evet. Çünkü o zaman ordu (ABD ordusu) henüz Ayn el-Esad’dan çekilmemişti. Laricani güldü ama stratejileri "Vurulursak savaşı genişletiriz" üzerineydi. Şimdi bu stratejiye bir şey daha eklediler: Bölgedeki ABD askeri üslerine saldırmanın yanı sıra petrole de saldırıyorlar. Petrolü savaşın içine çektiler. Şu anki asıl savaş, petrol savaşıdır.

Rûdaw: Sizce savaşı durdurmak için mi petrol altyapısına saldırı düzenleniyor?

Fuad Hüseyin: Evet, çünkü dünya siyasetini ve ekonomisini bilen herkes bilir ki petrol dünya ekonomisinin motorudur. Herkes biliyor ki dünya petrol piyasasının yüzde 20'si Körfez'den gelir. Hürmüz Boğazı'ndan günlük yaklaşık 20 milyon varil petrol geçer. Bu durduğunda petrol ve gaz fiyatları fırlar. Bu da dünya ekonomisini krize sokar; ki zaten soktu da. İster Avrupa ekonomisi olsun ister ABD'nin iç durumu olsun, her yer etkilenir. ABD kendisi günlük 13 milyon varil civarı üretim yapıyor, çok büyük bir petrol devletidir. Aslında petrole ihtiyacı yok, her ne kadar serbest piyasa olduğu için az bir miktar ithal etse de, petrol fiyatı yükselince ABD’deki benzin fiyatı da artıyor. Benzin pahalılaşınca halkın hükümete karşı tavrı değişir. Demokratik ve şeffaf ülkelerde halkı etkilerseniz hükümeti de etkilemiş olursunuz.

Rûdaw: Bu "İslami Direniş" gruplarına dönersek; Irak'ı fiilen bir savaş meydanı haline mi getirdiler?

Fuad Hüseyin: Irak fiilen bir savaş meydanı değil ama bizi yavaş yavaş savaşın içine çektiler. Bu üzücü bir durum. Bunu Başbakan ile daha önce de istişare ettik, şimdi de ediyoruz; kendi elimizle kendimizi ateşe atmamalıyız. Ateş çok büyük. Bazen ateşin yanında dursan da yanarsın ama içine bizzat girmek bambaşka bir şeydir.           

Rûdaw: Peki şu an için; Irak ateşin yakınında mı yoksa bizzat ateşin içinde mi?  

Fuad Hüseyin: Ateşin yakınında

Rûdaw: Şu an ABD, Haşdi Şabi’yi ve bu grupları hedef alıyor; o gruplar da Erbil ve Bağdat’taki ABD konsolosluk ve büyükelçiliklerini vuruyor. Bu durumda Irak ateşin içinde olduğu sayılmıyor mu?  

Fuad Hüseyin: Bakınız, ateşin yakınındayız diyorum; çünkü asıl ateşin içinde olan İran’dır. İran’daki yangına bir bakın, ne hale gelmiş. Biz hâlâ savaşın bizzat içinde değil, savaş atmosferindeyiz. Ancak böyle giderse, kesinlikle ateşin içine düşeriz. Bu yüzden siyasi partilerin, özellikle de Şii siyasi güçlerin -yani Koordinasyon Çerçevesi’nin bir karar vermesi önemlidir. Çünkü hükümet bunu tek başına yapamaz. Bir karar alıp bu grupları, saldırılarını durdurmaları yönünde yönlendirmeliler.  

Rûdaw: Hükümet o grupları kontrol edemiyor mu?

Fuad Hüseyin: Edebileceğine İnanmıyorum  

Rûdaw: Neden?                       

Fuad Hüseyin: Çünkü elinde gerekli araçlar yok. Grupları kontrol etmenin sadece askeri bir mesele olmadığını; aynı zamanda siyasi, fikri ve ideolojik bir mesele olduğunu biliyorsun. Bu yüzden Şii siyasi güçlerin, yani Koordinasyon Çerçevesi'nin hükümetin yerine bu rolü üstlenmesi gerektiğini söylüyorum. Hükümetin konumu farklıdır. Eğer mesele kontrolden çıkıp bir savaşa dönüşürse, askeri güç dengesinin kimde olduğunu bilmiyorum; yani güç hükümette mi yoksa onlarda mı kestiremem. Çünkü neye sahip olduklarını, hangi silahlara sahip olduklarını bilmiyorum. Ama onların ideolojik olduğunu biliyorum. İdeolojik bir grupla savaşmakla, emir-komuta zincirindeki düzenli bir askeri grupla savaşmak farklıdır. Bunun yaşanmaması, yani bir iç savaşın çıkmaması için çözüm; Şii liderlerin açıkça "Bu yapılamaz/yapılmamalı" diye ilan etmeleridir. Çözüm budur.   

Rûdaw: Eğer durum böyle devam ederse Irak bir iç savaşa sürüklenme ihtimali var mı? 

Fuad Hüseyin: Eğer birbirlerine vururlarsa bu nedir? bu zaten bir iç savaştır.

Rûdaw: Eğer şimdi Koordinasyon Çerçevesi kontrol etmezse, iç savaşa mı gidilecek?

Fuad Hüseyin: Eğer kontrol edilmezse bir korku/risk var. "İç savaşa gidiyor" demiyorum ama o yöne evrilme riski var. Çünkü bu grupların karşısındaki tarafın kapasitesinin ne olduğunu bilmiyorum. Karşı taraf kim? Eğer hükümetse, bu Irak ordusudur. Irak ordusunun bir iç savaşa girmeye hazır olduğunu sanmıyorum.

Rûdaw: Hazır mı değil yoksa gücü mü yok?

Fuad Hüseyin: Ben bunu değerlendiremem, askeri bir kişi değilim. Biraz bilsem bile bu konuda konuşmam.

Rûdaw: Ama bir şey daha; bu soruyu size şundan dolayı soruyorum: Yıllarca Maliye Bakanlığı yaptınız, ayrıca Dışişleri Bakanlığı ve Irak Ekonomi Konseyi Başkanlığı yaptınız ve hâlâ bu göreve devam ediyorsunuz. Her yıl bütçeden Irak ordusuna ve askeri sisteme çok büyük paralar ayrılıyor. Irak güçlü bir orduya sahip olabildi mi?

Fuad Hüseyin: Hayır. Nedenini biliyor musun? Irak ordusu birkaç kez çöktü. Sonuncusu 2014’teydi. Elinde ne kadar silah varsa hepsini IŞİD aldı. Musul, Selahaddin ve Kerkük civarındaki o büyük depoların hepsini IŞİD götürdü. Hiçbir şey kalmadı, ordu çöktü. O dönemde Haşdi Şabi, merceiyetin fetvasıyla kuruldu. Haşid başlangıçta silah buldu ama sonra kendini tepeden tırnağa donattı. Haşid'in yanında bazı silahlı gruplar türedi. Bu grupların belli bir kısmı Haşid'in içindedir ancak genel olarak Haşid, bu silahlı gruplardan farklıdır. Bunlar ayrı yapılardır. Haşid yasal bir kurumdur; açık bir liderliği vardır, hareket alanı bellidir, toplantılara katılır, bütçesi vardır -sizin de belirttiğiniz gibi. Diğerleri ise gizlidir; ne sayılarını bilirsiniz, ne silahlarını bilirsiniz ne de tam olarak nerede olduklarını.

Rûdaw: Sık sık bu grupların aslında Haşdi Şabi olduğu ve bu işleri farklı isimler altında yaptıkları söyleniyor?

Fuad Hüseyin: Hepsi değil, büyük bir oranı da değil. İnanın bunu halkımızın net anlaması için söylüyorum; Haşdi Şabi ile Haşdi Şabi dışındakiler arasında ayrım yapmamız gerekiyor. Dediğim gibi, belli bir oranının Haşdi Şabi içine girmiş olması ihtimal dışı değil ama bu küçük bir orandır ve Haşdi Şabi bir kurum olarak farklıdır.

Rûdaw: Peki o zaman Amerika neden her iki tarafı da vuruyor?

Fuad Hüseyin: Onları Amerika mı vuruyor yoksa başkası mı bilmiyorum. Siz "Amerika" diyorsunuz.

Rûdaw: Amerika değil mi?

Fuad Hüseyin: Bilmiyorum, Amerika da "biz vuruyoruz" diye bir açıklama yapmadı. Yaptı mı? Ben resmi açıklama beklerim, ancak vurulanların çoğu silahlı gruplar.

Rûdaw: Ancak Kerkük, Enbar ve Kaim'deki resmi tugaylar ve resmi Haşdi Şabi karargahları da birkaç kez vurulmadı mı?

Fuad Hüseyin: Doğru, bir iç içe geçmişlik var ve vuruşlarda da bu karışıklık yaşanıyor.

Rûdaw: Siz, Ali Laricani'nin savaştan önce, eğer savaş başlarsa genişleyeceği konusunda uyarıda bulunduğundan bahsettiniz?

Fuad Hüseyin: Sadece bana değil, başkalarına da söylemişlerdi.

Rûdaw: Evet, yani İran'ın savaştan önce bir mesajı mı vardı?

Fuad Hüseyin: Evet, ancak savaştan yana olmadıklarını ve savaşın çıkmasını istemediklerini ama eğer savaş çıkarsa kendilerini savunacaklarını söylüyorlardı.

Rûdaw: Amerika, Irak'taki o grupları vurmadan önce size bir şey söyledi mi, herhangi bir mesajı oldu mu?

Fuad Hüseyin: Hayır. Esasen savaşın nasıl geliştiğini biliyor musunuz? Cenevre müzakereleri vardı ve çok ilerleme kaydedilmişti. Arabuluculuk yapan Umman Fuad Hüseyin Cenevre'den Washington'a gitti. Oradan beni aradı. ABD Başkan Yardımcısı ile görüşmüştü ve İran'dan onlara "bir anlayışa varmaya hazırız" şeklinde net bir mesaj götürmüştü. Nükleer proje ve uranyum zenginleştirme (sanırım 450-460 kilo civarı olan miktar) konusunda çözüm bulmak için.

Rûdaw: İran bunu çözmeye hazır olduğunu mu ifade etti?

Fuad Hüseyin: İranlılar bizzat bana, "Bu dosyayı kapatmak istiyoruz ama füze konusuna girmeyiz" dediler. Balistik füze sistemi konusunu içsel ve savunma amaçlı gördükleri için müzakere etmeyeceklerini ama nükleer proje konusunda hazır olduklarını söylediler. Cenevre'de çok yol kat edilmişti. Umman Fuad Hüseyin daha sonra bir makale de yazdı ama ondan önce Washington'dan beni arayıp "İran'ın bu önerisini Başkan Yardımcısına ilettim, o bile 'valla çok ileri bir adım atmışlar' dedi" dedi. Ben "Durumu nasıl görüyorsun?" diye sordum, "Benim öngörüme göre savaş olacak, hava savaş havası. Ben çözüm için geldim ama atmosfer savaş atmosferi. Belki bugün vururlar" dedi. Bu bir Cumartesi günüydü, bizim saatimizle gece 01:30 idi, orada ise akşamdı. Tahran saatiyle akşam dokuz sularında vuruldu. Yani İran'ın nükleer proje konusundaki bu önerisi ve attıkları o ileri adım kabul görmedi. Çünkü savaş mantığı baskın gelmişti.

Rûdaw: Savaşı İsrail mi Amerika'ya yaptırdı, yoksa Amerika'nın kendisi mi savaş niyetindeydi?

Fuad Hüseyin: Ben analiz makamı değilim. Analiz yapsaydım her şeyi anlatırdım. Savaş yapıldı ve katılanlar İsrail ile Amerika'ydı.

Rûdaw: Bu soruyu analiz yapmayacağınızı bildiğim için size soruyorum; Amerika'nın kendisi mi savaş niyetindeydi yoksa İsrail mi buna yöneltti?

Fuad Hüseyin: Amerika ve İsrail bu konuda, savaş meselesi üzerine günlük temas halindeydiler. Ancak başka hiçbir devletin haberi yoktu. Tahminler, bilgiler vardı ama ne NATO'nun haberi vardı ne de Amerika'nın liderlik ettiği bu askeri yapıdaki (NATO) diğer üye devletlerin haberi vardı. Genel olarak Avrupalıların, Amerika'nın müttefiklerinin ve Körfez ülkelerinin haberi yoktu. Analizler ve okumalar vardı, benim de Kasım ayından beri okumalarım vardı ancak savaşın zamanlaması ve vuruş anını Amerika kimseye söylemedi. Bu yüzden şimdi Avrupalıların tutumunu görüyorsunuz. Avrupalıların tutumu şu noktadan kaynaklanıyor: "Bir şey yaptın ve bize söylemedin, şimdi 'gelin' diyorsun. Nasıl yani?"

Rûdaw: Trump'ın da NATO ve Avrupalılardan çok şikayeti var. Sizce NATO'nun sonu ne olur?

Fuad Hüseyin: Bilmiyorum ama şu an dünyada büyük bir kriz var, Avrupa ile Amerika arasında da büyük bir kriz var. Sadece NATO meselesi de değil, Grönland üzerine bile sorun yaşandı. Yani sorunlar var. Nasıl çözecekler, bilmiyorum.

Rûdaw: Sorumun amacı şuydu; Amerika Irak'taki o grupları vurmadan önce size bir şey söyledi mi?

Fuad Hüseyin: Her zaman şunu söylüyorlardı: "Eğer bu gruplar bize vurursa, biz de onlara vururuz."

Rûdaw: Eğer Amerikalılara vurmasalardı Amerika onlara vurmaz mıydı?

Fuad Hüseyin: Sarsang'daki (Sarsang) bir Amerikan petrol şirketine vurduğunuzda, o şirket Amerikalıdır, değil mi? Şirket sahibi Washington'da sesini çıkarabilir ve iyi bağlantıları vardır. Sesi ulaşır. Sadece elçilik gibi doğrudan Amerika'ya değil, Amerika'nın çıkarlarına bile vursanız Amerika bunu kendisine yapılmış sayar. O adam gider lobi yapar, o bir Amerikan şirketinin sahibidir, Trump hükümetine ulaşabilir, sesini duyurur.

Rûdaw: Irak Silahlı Kuvvetler Başkomutanı olarak Muhammed Şiya es-Sudani'nin, Kürdistan Bölgesi'ne ve Bağdat'taki Amerikan elçiliğine yönelik bu saldırılara ve bu gruplara karşı cevabı nasıl oldu?

Fuad Hüseyin: Bugün bu durum daha netleşti. Eskiden kendi aramızda, onlarla çabalayarak veya başkaları aracılığıylaydı ancak dün ve bugün bu durum arttı; net bir şekilde konuştu. Özellikle Mansur'daki istihbarat ofisine yapılan ve bir subayın kurban gittiği saldırıdan sonra. Bugün daha netti. Doğrusunu söylemek gerekirse bu doğru bir tavırdır ancak Şii liderlerin de desteği olursa bu tavır daha güçlü olur. Şüphesiz eğer bu destek olmazsa, sorundur.

Rûdaw: Muhammed Şiya es-Sudani bir dereceye kadar netleşti ama acaba bu tavrını o gruplara karşı eyleme dönüştürür mü?

Fuad Hüseyin: Eyleme dökmesi siyasi destek olmadan zordur; Şii liderlerin siyasi ve manevi desteği gerekir. Şii liderlerin bu konuda bir tavır alması şarttır.

Rûdaw: Şii liderler bu konuda anlaşmazlık mı yaşıyorlar?

Fuad Hüseyin: Birçok konuda anlaşmazlık yaşıyorlar ama bu konuda şimdiye kadar açık bir tavırları olmadı. İkili görüşmelerde tavırları var ama bu kamuoyuna açık değil. Şimdi bunu açıkça ilan etmeleri ihtimal dışı değil. Eğer açıkça yaparlarsa bu hükümeti güçlendirir ve Başbakanın tavrını çok güçlendirir; ama açıkça yapmazlarsa, hayır valla.

Rûdaw: Şii taraflardan bahsettiniz; Irak’ın yeni hükümet kurma süreci durmuş gibi görünüyor, öyle mi?

Fuad Hüseyin: Doğrudur.

Rûdaw: Bu durumun mevcut savaşla mı ilgisi var yoksa Koordinasyon Çerçevesi (Şii Bloğu) içindeki anlaşmazlıklardan mı kaynaklanıyor?

Fuad Hüseyin: Her ikisiyle de ilgisi var. Koordinasyon Çerçevesi, Başbakanlık meselesinde bir sonuca varamadı. Sayın Maliki resmen adaydı ve hâlâ da adaydır. Ancak içlerinden bir grup çekilmesini istedi, o ise çekilmeyi reddediyor. Maliki diyor ki: "Beni nasıl geniş kapsamlı bir toplantıyla aday gösterdiyseniz, kararı yine geniş kapsamlı bir toplantı versin. Beni aday gösteren toplantıda 12 kişiden sadece bir veya iki kişi hariç herkes bana oy verdi. Şimdi yine geniş bir toplantı yapalım, oylama olsun, eğer sonuç öyle çıkarsa çekilirim. Aksi takdirde neden çekileyim? Hangi mekanizmayla geldiysem, o mekanizmayla çekilmem gerekir." Ama şu an o mekanizma işletilemiyor.

Rûdaw: Diğer taraflar mı yapmıyor?

Fuad Hüseyin: Hayır, hepsi değil; yapamıyorlar. Bir kısmı Maliki’den yana, bu meselelerden biri. Diğer bir konu ise savaşın başlamış olması ve Irak’ın çok zor bir durumda bulunmasıdır.

Rûdaw: Öngörüler, Ramazan ayında bu sürecin durabileceği yönündeydi. Sizce bayramdan sonra süreç tekrar başlar mı?

Fuad Hüseyin: Bayramdan sonra bir çözüm bulmamız gerekiyor. Sorun sadece bu da değil; Kürtler arasında da Cumhurbaşkanlığı meselesi bir sorun teşkil ediyor. Biz de bir sonuca varamadık; çünkü Cumhurbaşkanı seçilmeden Başbakan da belirlenemez.

Rûdaw: Cumhurbaşkanlığı konusuna gelmeden önce şunu netleştirelim; Maliki adaylıkta hâlâ ısrarcı mı?

Fuad Hüseyin: Buraya dönmeden iki-üç gün öncesine kadar hâlâ ısrarcıydı ve diyordu ki: "Toplantıyla karar verilmedikçe çekilmem. Toplantıyla geldim, görevden alınmam kararı da yine toplantıyla verilmeli. Öyle olmazsa neden çekileyim?"

Rûdaw: Peki Cumhurbaşkanlığı meselesi ne durumda? KDP ve KYB  arasında herhangi bir görüşme var mı?

Fuad Hüseyin: Durmuş durumda, bir görüşme yok.

Rûdaw: Neden?

Fuad Hüseyin: O başka bir konu.

Rûdaw: Onun da savaşla ilgisi var mı?

Fuad Hüseyin: Hayır, savaştan önce de görüşme yoktu.

Rûdaw: Savaştan önce de mi durmuştu?

Fuad Hüseyin: Evet.

Rûdaw: Şimdi bu savaş patlak vermişken ve "Kürt evinin birleştirilmesi" bu kadar çok konuşuluyorken, KDP ve KYB görüşmeleri için yeni bir tutum veya gelişme ortaya çıkmadı mı?

Fuad Hüseyin: Kürt evini birleştirmek için sonuçta bir araya gelmek, oturmak gerekir.

Rûdaw: Hiçbir oturum/toplantı yok mu?

Fuad Hüseyin: Yok.

Rûdaw: İletişim de mi yok?

Fuad Hüseyin: Telefon görüşmesi var mı yok mu bilmiyorum ama yüz yüze bir görüşme yok.

Rûdaw: Sadece bu konu üzerine mi yok yoksa genel olarak mı yok?

Fuad Hüseyin: Genel olarak yok.

Rûdaw: Hiçbir konuda, hatta bu mevcut durum üzerine bile KDP ve KYB arasında bir temas yok mu?

Fuad Hüseyin: Sanmıyorum. Her tarafın kendi perspektifi olması muhtemeldir.

Rûdaw: KDP ve KYB’nin bu duruma (savaşa) bakış açıları şu an farklı mı?    

Fuad Hüseyin: Hayır, doğal olarak herkes savaşın durmasını umuyor; ancak bu durumu okuma biçimleri farklı olabilir. Şu an bu durumu analiz etmek zor; çünkü bilgiye dayanmayan bir okuma sadece yorumdan ibaret kalır. Okumaların büyük bir çoğunluğu medyaya dayanıyor. Çünkü bu savaşta asıl karar verici kim? Karar vericiler İran, Trump ve Netanyahu’dur. Bunları kim okuyabilir?

Rûdaw: İran, Trump ve Netanyahu mu yoksa İran, ABD ve İsrail mi?

Fuad Hüseyin: Ben "Trump" diyorum. Trump asıl karar vericidir. İsrail'de de Netanyahu karar vericidir. İran'da şu an kimin karar verdiğini ise bilmiyorum. Eskiden biliyordum ama şu an bilmiyorum.

Rûdaw: Şu an İran'da kim karar veriyor?

Fuad Hüseyin: Bilmiyorum.

Rûdaw: Şu an İran'da kim kaldı ki?

Fuad Hüseyin: İnsanlar var tabii. İkinci ve üçüncü kademe lider kadrosu tamamen yok oldu ama öne çıkanlardan hangisi karar verici, durum nasıl; bir grup mu yoksa tek bir kişi mi? Benim tahminimce bir heyet/grup karar veriyor.

Rûdaw: İran, yeni liderin sağlığının iyi olduğunu ve bir sorunu olmadığını söylüyor. ABD ise bazen öldürüldüğünü, bazen ağır yaralı olduğunu iddia ediyor. Bu süre zarfında İran Fuad Hüseyin ile konuştuğunuzda, liderin sağlığı hakkında bir şey söyledi mi?

Fuad Hüseyin: Bu konuyu hiç konuşmadık. Ne ben soruyorum ne de o bahsediyor. Bu konu tartışılmıyor.

Rûdaw: Şu an Irak ne kadar petrol satıyor?

Fuad Hüseyin: Satmıyor. Sadece Kürdistan üzerinden giden miktar var. Kürdistan üzerinden Kerkük’ten 250.000 varil gönderilmesi planlanıyordu. Eğer Kürdistan’daki petrol sahaları tekrar çalışmaya başlarsa -ki başladılar mı bilmiyorum- Kürdistan Bölgesi buna 100-150-200 bin varil ekleyebilir. Yani Kürdistan sahaları da açılırsa miktar günlük 400.000 varile ulaşabilir. Şu an sadece bu var, başka bir şey yok. Irak savaştan önce günlük 4.3, 4.4, 4.5 milyon varil üretiyordu. Bunun yaklaşık 1 milyon 100 bini rafineriler ve iç tüketim içindi. 3 milyon 200-300 bin varil ise ihraç ediliyordu. Şu an bu 3 milyon 200 bin varil gönderilemiyor. Bu bugünün meselesi değil, yaklaşık 10 günden fazladır bu miktar ihraç edilemiyor. Çünkü başlangıçta üretim devam ediyordu ancak ihracat yapılamıyordu. Stok alanları (depolar) dolana kadar üretim yapıldı. Depolar dolunca artık yer kalmadı. Şimdi petrolü üretsen ne yapacaksın?

Rûdaw: Şu an petrol üretimi durmuş durumda mı?

Fuad Hüseyin: Evet, sahaların çoğunda durdu.

Rûdaw: Irak'ta üretim durdu mu?                                                           

Fuad Hüseyin: Evet, çünkü eğer ihraç etmezseniz, depolayacak yeriniz kalmaz; o halde neden üretesiniz? Ayrıca üretim yapmazsanız, bu durum gelecekte petrol kuyuları üzerinde olumsuz etki yaratır. Bu durum, aranızda sözleşme bulunan (petrol) şirketlerle olan ilişkileri de etkiler. Bu nedenle sanırım Petrol Bakanlığı birkaç gün önce "mücbir sebep" durumu nedeniyle (üretim yapılamadığını) duyurdu. Bu bir savaş durumudur. İşin aslı, Hürmüz Boğazı'nda bir kapatma yok ama savaş olduğu için insanlar gelmeye korkuyor; gemilerdeki personel gelmekten çekiniyor. Gelmeye gücü yeten veya korkusu olmayanlar da gemilerin sigortasız kaldığını görüyor. Bu bölgedeki gemilere sigorta sağlayan özellikle 6 büyük şirket, artık buna dayanamayacaklarını söylüyor. Sen para versen bile gemi gitmiyor; eğer vurulursa sigorta ödemek zorunda kalacaklar, yani bir dizi karmaşık mesele var.

Rûdaw: Neden Irak, İran üzerinden petrol gönderemiyor?

Fuad Hüseyin: Irak’ın kendi gemi filosu yok ki İran ile konuşup "bu benim gemim, gitsin" desin. Yunan gemilerini veya başka ülkelerin gemilerini kiralamak zorundasınız. O gemiler de sigortaları olmadığı için gelmiyor. Gemidekilerin de hayatı tehlikede. Irak'ın petrol gönderebileceği kapasitede kendi gemisi yok; sadece küçük çaplı araçları var. Bu yüzden ihracat durdu, üretim de şu an durmuş durumda.

Rûdaw: Üretim kaç gündür durmuş vaziyette?

Fuad Hüseyin: Tam bilmiyorum. Birkaç gündür böyle ancak ihracat çok daha önceden durmuştu.

Rûdaw: Irak’a aylık petrol parası geri geliyor mu?

Fuad Hüseyin: Hayır, bugün sattığınız petrolün parası iki-üç ay sonra gelir. Biz Ocak ve Şubat aylarında satış yaptık, bu da demek oluyor ki Mart, Nisan ve belki Mayıs başında o paralar gelecek. O para eski paradır ve varil başına 60-62-63 dolar olan eski fiyatlar üzerindendir. Bu ay (Mart) ise hiçbir satış yapılmadı. Eğer bu şekilde devam ederse ve Mart ayında hiçbir şey satılmazsa, Mayıs veya Haziran ayında petrol parası gelmeyecek demektir, çünkü bir şey satmadınız. Ancak şu an Kürdistan boru hattından giden 250.000 varil için durum farklı, o para geliyor. Eğer Kürdistan kendi üretimini de buna eklerse ve miktar 400.000 varile çıkarsa, petrol fiyatı da 63 dolardan 108 dolara yükselmiş durumda. Petrol fiyatları (pazara göre) değişiyor; Asya'ya (Çin, Hindistan) giden petrol 160-170-180-190 dolara kadar çıktı. Çin, Hindistan ve Japonya pazarlarının ihtiyacı var. Avrupa için ise fiyat 110-115 dolar seviyesinde. Şimdi Irak eğer 400.000 varili 110 dolardan satarsa, bu para eskiden 60-62 dolara sattığı paradan farklı olur. Diğer bir çözüm ise Irak'ın tankerlerle Ürdün ve Suriye üzerinden petrol satmaya başlamasıdır; ancak bunun fiyatı farklı olur, masrafı artar, ayrıca güvenlik ve hırsızlık gibi riskli konuları da barındırır.

Rûdaw: Peki bu yolla küçük bir miktar satabilir mi?

Fuad Hüseyin: Evet, bir kısmını bu yolla satabilir. Yani bir miktar para geri gelir ama eskisi gibi olmaz.

Rûdaw: Parayı (mevcut alacakları) getirmesi kolay mı?

Fuad Hüseyin: Neyin parasını?

Rûdaw: Ocak ve Şubat aylarının parası?

Fuad Hüseyin: Para geliyor, evet. Doları mı kastediyorsunuz?

Rûdaw: Evet.

Fuad Hüseyin: Evet, o sizin kendi dolarınızdır. Transferi farklıdır ama bir çözüm yolu bulunabilir. Piyasada ve Merkez Bankası'nda dolar mevcuttur.

Rûdaw: Ocak ve Şubat aylarındaki petrol satışı göz önüne alındığında, Irak'ta Mart ve Nisan ayı maaşları garanti mi?

Fuad Hüseyin: Paradan bahsedecek olursak para garantidir ancak maaşların durumu ne olur bilemem; Irak'taki durumun nereye gideceğine ve nasıl hareket edileceğine bağlı. Şu an güvenlik durumu, gıda güvenliği ve askeri hareketlilik gibi önceden hesaba katılmayan yerlere para harcamanız gerekiyor. Bunların hepsi ek masraftır.

Rûdaw: Bu harcamalar maaşların aleyhine mi olur?

Fuad Hüseyin: Bütçede bu kalemler olmayabilir, sonuçta şu an olağanüstü (acil) bir durum yaşanıyor. Ancak genel olarak, eğer savaş çabuk durursa büyük bir sorun olmaz; fakat savaş devam ederse şüphesiz sorun teşkil eder.

Rûdaw: Şu an Irak'ın Mart ayı maaşları garanti mi, bayramdan sonra ödemeler başlayacak mı?

Fuad Hüseyin: Bilmiyorum.

Rûdaw: Irak genelini kastediyorum?

Fuad Hüseyin: Evet, ödenmesi gerekiyor.

Rûdaw: Mart ayı maaşlarını verecek para var mı?

Fuad Hüseyin: Para verilecek, maaşlar ödenecek. Irak'ın rezervleri kötü değil. Rezervlerden harcayalım demiyorum çünkü bu bir tür enflasyon yaratır ve dinarın dolar karşısındaki değerini zayıflatır. Ancak yine de bu işlerden sorumlu arkadaşlardan anladığım kadarıyla, biz beş-altı ay boyunca (bu durumu) idare edebiliriz.

Rûdaw: Beş-altı aya kadar Irak maaşları verebilir mi?

Fuad Hüseyin: Nasıl verir bilemem ama verebilir.

Rûdaw: "Nasıl verir" derken neyi kastediyorsunuz; Irak'ta maaş kesintisi veya yarım maaş gibi bir durum mu olur?

Fuad Hüseyin: Bilmiyorum. Bu konu hakkında konuşmak istemem çünkü bunların hepsi öngörüden ibaret. Eğer savaş durursa sorunlar çözülür ve petrol ihraç ederiz. Bu yüzden henüz gerçekleşmemiş ve sadece tahminden ibaret olan bir şeyi konuşmamalıyım; konuşursam bunun (olumsuz) etkileri olur.

Rûdaw: Irak hükümeti olasılıkları araştırdı mı?

Fuad Hüseyin: Irak hükümeti bunu inceledi.

Rûdaw: Irak'ın para basmayı düşündüğü doğru mu?

Fuad Hüseyin: Neden bassın? Mesele para olmaması değil, likidite (nakit akışı) olmamasıdır. Sanırım 104 trilyon basılı dinar var. Irak'taki nakit sorunu, insanların parayı bankaya yatırmak yerine evde saklamasından kaynaklanıyor. Bu kısmen kültürel, kısmen de güvenlik durumuyla ilgili. Güvenlik kötüyse, bir şey olması ihtimaline karşı paran elinin altında olsun diye bankaya yatırmaz evde tutarsın. Bu bir kültür meselesi olduğu gibi bankalarla da ilgili; halkın bankaya güveni yok. Bazen bankaya para yatırıyorsun, çekmeye gittiğinde ya vermiyor ya da sadece bir kısmını veriyor. O zaman vatandaş neden para yatırsın? Bu durum likidite sorunu yarattı. Para var ama ekonomiye geri dönmüyor. Likidite ekonomiye dönmezse kaybolur. Bu sorunun çözülmesi gerekiyor. Savaştan önce nakit sorununu nasıl çözeriz, parayı evlerden nasıl çıkarırız diye çok konuştuk. Bazı ekonomik önlemler var; örneğin para birimini değiştirmek. Hindistan bunu yaptı ve bir hafta içinde herkes parasını yenisiyle değiştirmek için getirdi. Bazı devletler ise faiz oranlarını artırır; örneğin Türkiye bazen %50-60 seviyelerine çıkardı ve insanlar paralarını bankaya yatırdı, altı ayda paraları iki katına çıktı. Bazıları dinardan birkaç sıfır atmayı konuştu ki bu da aslında parayı değiştirmektir. Hükümet içinde bu konuların hepsi tartışıldı ancak bir sonuç çıkmadan savaş başladı. Bakalım savaştan sonra ne olacak.

Rûdaw: Irak'ın ekonomik durumu kötü mü?

Fuad Hüseyin: Hayır, ancak herhangi bir savaşa yakın olan her ülke bundan etkilenir. Irak'ın durumu petrol ihraç edememe noktasına geldi ve asıl büyük sorun da bu.

Rûdaw: Gelirin tamamı petrole mi dayalı?

Fuad Hüseyin: Bütçe gelirlerinin %88 ile %90'ı petroldür, geri kalanı petrol dışıdır. Bununla birlikte, rafineriler için günlük yaklaşık 1 milyon 100 bin varil petrol üretiyoruz; buralarda işlenip benzin ve yakıt olarak satılıyor. Sorunumuz rafinerilerden çıkan "siyah petrol" (akaryakıt artığı/fuel oil); bunu ne yapacağımızı düşünmeliyiz çünkü çöpe atmak iyi değil ve ihracatı için bir yol bulunmalı. Kürdistan boru hattı üzerinden 250 bin varil gönderilmeye başlandı, Kürdistan Bölgesi de buna ekleme yaparsa bu çok iyi olur. Böylece Irak'a bir miktar gelir döner, üstelik bahsettiğim gibi şu an fiyatlar yüksek.

Rûdaw: Erbil ve Bağdat gümrük sistemi üzerinde anlaşacak mı?

Fuad Hüseyin: Bilmiyorum ama petrol meselesi çözüldü; bu Kürdistan Bölgesi ile Bağdat arasında büyük bir sorun yaratmıştı.

Rûdaw: Akmayan ve daha sonra üzerinde konuşulan petrol mü?

Fuad Hüseyin: Bak, sorun neydi? Petrol (ihracatı) o sisteme bağlanmıştı. Kürdistan zaten o sistem, gümrük ve vergi konularında baskı altında ama bunun petrole bağlanması bence doğru değildi. Sonunda Kürdistan hükümeti petrolün akmasına razı oldu ve Bağdat ile yapılan görüşmelerde iyi bir sonuca varıldı; her iki taraf da petrolün Kürdistan boru hattı üzerinden gönderilmesi konusunda anlaştı. Çünkü bu Kerkük petrolüdür. 2014'te yine öyle olmuştu; boru hattının büyük bir kısmı Beji ve Musul'da IŞİD'in eline geçmişti.

Bunu tarih için söylüyorum; hatırlıyorum, 2014'te Abadi yeni Başbakan olduğunda, BM yıllık toplantısı için kendisiyle New York'a gitmemi istedi. Orada Başkan Obama'yı gördük. Abadi özel bir görüşmede bana "Sana bir işim düşecek" dedi. Bu, Başbakan olmasından bir ay sonraydı. Orada bir danışman ve Irak'ın Washington Büyükelçisi de oturuyordu. Abadi, "Sana işim var" dedi, ben de "Nedir?" dedim. Kerkük petrol boru hattının Kürdistan Bölgesi boru hattına bağlanmasını istediğini söyledi. "Ne diyorsun?" dedim, Abadi bunu iki-üç kez tekrarladı. Orada oturan danışman, "Efendim sizi duyuyor ama (şaşkınlığından dolayı) bunu tekrar tekrar söylemenizi istiyor" dedi. O zaman birlikte bağlandı.

Rûdaw: İsteği şaşırtıcı mı buldunuz?      

Fuad Hüseyin: Biliyorsun, Kerkük petrolü ile Kürdistan petrolünün birbirine bağlanması Bağdat'ta her zaman reddedilmiştir. Bunun bir anlamı/arka planı var. Ama Abadi bunu söyleyince şaşırdım. Abadi bunu benimle istişare etti. O dönem yaklaşık 100-120, sanırım 130 bin varile kadar Kerkük petrolü bu mevcut boru hattına giriyordu ve Kürdistan petrolüyle birlikte miktar 500 bin varile yaklaşıyordu. Bu, durumun bozulduğu 2017'ye kadar böyle sürdü, sonra bitti. Yani Kerkük petrolünün bu boru hattı üzerinden gönderilmesinin bir geçmişi var. IŞİD'in eline geçen boru hattından bahsetmiyorum. Şimdi de petrol gönderilemeyince, bunu kabul etmemiz haklı bir karardı.

Rûdaw: Kürdistan Bölgesi'ni mi kastediyorsunuz?

Fuad Hüseyin: Evet, sonuçta kabul edilmesi doğruydu. Bu her iki tarafın da çıkarınaydı ve öyle de olması gerekiyordu, kimseye zararı yoktu. Amerikalılar da bizimle bu konuda irtibattaydı; fiyatların bir nebze ucuzlaması için petrolün piyasaya girmesini istiyorlar. Türkiye de devredeydi. Allah'a şükür çözüldü, yoksa büyük bir sorun çıkardı. Ancak gümrük meselesi de çözülmeli ve bu bir görüşme gerektiriyor. Dolayısıyla bunlar ayrı konulardır, birbirine bağlamayalım.

Rûdaw: Çok teşekkür ederim Sayın Doktor, Sayın Dr. Fuad Hüseyin. Bizimle olduğunuz için tekrar teşekkürler.

Fuad Hüseyin: Ben de size çok teşekkür ederim.

 

Yorumlar

Misafir olarak yorum yazın ya da daha etkili bir deneyim için oturum açın

Yorum yazın

Gerekli
Gerekli