Prof. Biscop: Savaşın kontrolden çıkmaması için hâlâ umut var

21 saat önce
Hemin Abdullah
Etiketler Profesör Sven Biscop ABD İran İsrail Avrupa Belçika
A+ A-

Ortadoğu son günlerde şiddetli bir ateş çemberinden ve askeri gerilimden geçiyor. İran, ABD ve İsrail arasındaki çatışmalar, yıkıcı ve geniş kapsamlı bir bölgesel savaş riskini ortaya çıkardı.

Hava ve füze saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde gündemdeki en can alıcı sorular şunlar: Bu savaş tamamen kontrolden çıkacak mı? ABD ve İsrail’in bu saldırılardaki temel stratejik amacı nedir ve diplomasi ile barış için hâlâ bir kapı aralık mı?

Bu kritik aşamada Avrupa ülkelerinin sergilediği tutum büyük bir dikkatle takip ediliyor. Stratejik çıkarlarını korumak ile ABD’nin baskıları arasında sıkışan Avrupa, şu an için gelişmeleri sadece bir "izleyici" gibi seyrediyor.

Avrupalı liderler bu savaşa katılım konusunda ortak bir duruş sergileyemiyor ve büyük bir belirsizlik içindeler. Bir yanda, Avrupa’nın siyasi sisteminde derin bir krize yol açabilecek yeni ve devasa bir mülteci dalgasının korkusu; diğer yanda ise İran’da 2003 yılındaki Irak tecrübesine benzer bir felakete dönüşebilecek uzun süreli bir iç savaş riski bulunuyor.

Rûdaw TV’den Hemin Abdullah, bu gelişmeleri değerlendirmek, Avrupa’nın savaştaki rolünü analiz etmek, İran’da rejim değişikliği ihtimalini ve ABD-Avrupa ilişkilerinin geleceğini konuşmak Belçika Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (Egmont) Direktörü Profesör Sven Biscop ile bir mülakat gerçekleştirdi.

Profesör Biscop, söyleşide savaşın tehlikelerine dikkat çekerek ABD ve İsrail’in net bir siyasi hedef olmaksızın hareket ettiğini savunuyor. Avrupa’nın savaşa doğrudan müdahil olmaması, uluslararası hukuka aykırı askeri adımları desteklememesi ve bunun yerine bölge istikrarı için müzakerelerin başlatılmasını talep etmesi gerektiği konusunda uyarılarda bulunuyor.

Biscop’un değerlendirmelerine göre bu savaşın en kötü senaryosu sadece bir rejim değişikliği değil, İran’ın tüm dünyayı sarsacak uzun süreli bir iç savaşa ve büyük bir kaosa sürüklenmesidir.

Belçika Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (Egmont) Direktörü Profesör Sven Biscop ile yapılan röportajın tam metni:

Rûdaw: Profesör Biscop, bu fırsat için teşekkürler. İran’daki çatışmalar başlayalı birkaç gün oldu. Şu an tanık olduğumuz şey savaşın bir nevi yayılması. İran ve Orta Doğu’da gördüklerimiz, kontrolden çıkmış tamamen düzensiz bir savaş mı yoksa bunun geniş kapsamlı bir bölgesel savaşa dönüşmesini engellemek için hâlâ bir umut var mı?

Sven Biscop: Hâlâ savaşın kontrolden çıkmayacağını umabileceğimize inanıyorum. Her ne kadar İran’ın tüm Körfez ülkelerine saldırması büyük bir pervasızlık olsa da... Hatta bir Avrupa Birliği üyesi olan Kıbrıs’a bile saldırdı. Kuşkusuz ABD ve İsrail’in bu savaşı başlatan hamleleri de büyük bir pervasızlıktır. Ancak tüm bunlara rağmen, ABD ve İsrail dışındaki ülkeler İran’a karşı henüz geniş kapsamlı bir bölgesel savaşa girişmedi. Bu yüzden durumun kontrol altına alınması hâlâ mümkün ve ben bunu temenni ediyorum.

Rûdaw: Sizce bu kontrol nasıl sağlanabilir? Örneğin Avrupa ülkeleri bu çatışmaların dizginlenmesi için bir rol üstlenebilir mi?

Sven Biscop: Benim için temel soru şudur: Bu savaşın amacı ne? ABD ve İsrail’in bu hamleyi başlatan taraflar olduğunu biliyoruz ancak neye ulaşmak istedikleri konusunda çok çelişkili mesajlar veriyorlar. Trump bazen müzakere istediğini söylüyor, hemen ardından rejim değişikliğinden bahsediyor. İran halkına devrim yapmaları çağrısında bulunuyor. Hatta kara gücü kullanma seçeneğini bile reddetmedi. Dolayısıyla ne istediklerini gerçekten bilmiyoruz. Bunun, müzakerelerin başlamasından daha hayati bir konu olduğunu düşünüyorum. Eğer diplomasi yolu yeniden açılırsa Avrupa bu süreçte bir rol üstlenebilir. Ancak gerçekçi olmalıyız; Avrupa da gerçekçi olmalı, şu an sadece bir izleyici konumundayız.

Rûdaw: Daha çok izleyici gibisiniz… Ancak görüyoruz ki Avrupa ülkeleri Orta Doğu’daki bu savaş konusunda hemfikir değil. Bazı Avrupa ülkeleri savaşı destekliyor ve belki de katılacaklar. Diğerleri karşı çıkıyor. Bazı ülkeler ise bu iki yaklaşımın arasında kalmış durumda. Sizce bu savaş Avrupa’yı daha fazla bölünmeye mi götürüyor yoksa böyle bir risk görmüyor musunuz?

Sven Biscop: Birçok Avrupa ülkesinin liderinin nasıl bir tepki vermeleri gerektiği konusunda hâlâ kararsız olduklarını düşünüyorum. Hiçbirinin mevcut İran rejimine karşı en ufak bir sempatisi yok. Ancak bu durum, bir savaş başlatılmasını meşru kılmaz. Aynı şekilde bu durum, savaşı tırmandırmayı akılcı bir seçenek haline de getirmez. Çünkü en kötü senaryoda bu; İran’da on yıllarca sürecek bir kaos ve iç savaş anlamına gelir; tıpkı 2003 yılında ABD’nin Irak’a girmesinden sonra yaşananlar gibi. Bu yüzden, bir yandan bu savaşın uluslararası hukuk açısından meşru olmadığını söyleyen ancak diğer yandan rejim değişikliğini memnuniyetle karşılayacağını belirten birçok Avrupalı lider var. Bu nedenle tepkileri bulanık ve belirsiz kalıyor. Bazıları doğrudan savaşa girmek istiyor, bazıları ise kesinlikle girmeyeceklerini söylüyor.

Ancak benim için, Avrupa ülkelerinin doğrudan savaşa müdahil olması büyük bir sürpriz olur. Böyle bir şeyin gerçekleşeceğini öngörmüyorum; tabii Kıbrıs çok sert bir şekilde vurulmadığı sürece. O zaman durum tamamen değişir; çünkü AB üyesi ülkeler, birlik anlaşması gereği Kıbrıs’ı savunmak ve korumak zorunda kalacaktır.

Rûdaw: Bazı gözlemciler, Almanya Başbakan adayı Friedrich Merz’i İran ve Orta Doğu’daki bu savaş için bir "savaş şahini" olarak nitelendiriyor. Onun bu çıkışlarına rağmen, bir Avrupa ülkesinin savaşa katılması sizin için hâlâ şaşırtıcı mı olur?

Sven Biscop: Evet, bir Avrupa ülkesinin doğrudan savaşa dahil olması benim için şaşırtıcı olur. Ancak dolaylı destekler; yani istihbarat paylaşımı, Körfez ülkelerine hava savunma desteği sağlanması veya havalimanlarının kullanılmasına izin verilmesi gibi durumların zaten gerçekleştiğini biliyorum. Fakat doğrudan askeri katılım noktasında hiçbir Avrupa ülkesinin bunu yapacağına inanmıyorum.

Rûdaw: Peki, katılmak neden Avrupa ülkelerinin çıkarına değil? Unutmamalıyız ki Donald Trump her zaman "Siz Avrupalılar bizden sürekli koruma ve destek bekliyorsunuz ama kendinizi savunmak için gerekeni yapmıyorsunuz" diyor.

Sven Biscop: Stratejik açıdan ve çıkarlarımız penceresinden bakarsanız, Avrupa’nın asıl çıkarı istikrardadır. Halihazırda yürüyen müzakereler vardı ve bu, bölgedeki istikrarı teşvik etmek için en iyi yoldu. Yeni bir savaş başlatmak devasa riskler barındırıyor. Bu yüzden Avrupalı liderlerin bu savaşa katılmayacağını düşünüyorum. Donald Trump katılmalarını istese de istemese de, liderlerimizin her kararda geri adım atma döneminin artık geçtiği kanaatindeyim. Çünkü Trump ile halihazırda birçok doğrudan ve derin anlaşmazlığımız var.

Rûdaw: Profesör... Evet... Buyurun..

Sven Biscop: Şunu eklemek istiyordum: Bence biz Avrupalıların üzerindeki temel sorumluluk ve Amerikalıların da bizden asıl beklediği şey, Rusya’ya karşı yürüttüğü savaşta Ukrayna’yı desteklemektir. Ayrıca kuşkusuz ortak bir savunma hattı oluşturmaktır.

Rûdaw: Yani, İran savaşına katılmamanın temel gerekçesi Avrupa’nın aynı anda iki büyük savaşa (Ukrayna ve İran) yetişememesi olabilir mi?

Sven Biscop: Bir sistemin aynı anda iki dev krizle meşgul olması son derece zordur. Şu an herkesin sadece Körfez’den bahsettiğini ve Ukrayna hakkındaki bilgilerin gündemden düştüğünü görüyoruz. Bu bir gerçek. Elbette Ukrayna’da da doğrudan bir askeri katılımımız yok; silah ve mühimmat yardımı yapıyoruz ama birliklerimiz orada savaşmıyor. Bu yüzden Avrupa’nın İran’a karşı operasyonlarda bizzat yer almasını beklemek mantıklı değil. Avrupa için bu savaşa askeri olarak girmek akılcı bir adım olmaz. Bizim asıl rolümüz, eğer başarabilirsek, sükuneti sağlamak ve arabuluculuk yapmak olmalıdır.

Rûdaw: Savaş başlayalı henüz birkaç gün olsa da sonuçları Avrupa üzerinde hissedilmeye başlandı. Bu durum Avrupa pazarlarında net şekilde görülüyor. Örneğin enerji, benzin ve gaz fiyatları birkaç gün öncesine göre ciddi oranda yükseldi. Buna rağmen Avrupa kamuoyunun, doğrudan katılım yoluyla bu savaşın beklenenden daha çabuk sonuçlanmasını isteyeceğine inanmıyor musunuz?

Sven Biscop: Avrupa’nın doğrudan savaşa dahil olmasının, savaşın daha hızlı biteceği anlamına geleceğine inanmıyorum.

Rûdaw: Neden?

Sven Biscop: O zaman kuşkusuz daha fazla hedef bombalanır, bu doğru; ancak bu savaşın sonucunun bir rejim değişikliği olacağı garanti değildir. Aynı şekilde İran halkı içinde büyük bir devrimin tetikleneceği de kesin değildir. Bu yoğun bombardımanlara rağmen sahada hiçbir şey değişmeyebilir. Eğer askeri olarak bir sonuç alınmazsa, buradan çıkış stratejisi ne olacak? Benim görüşüme göre hızlı bir sonuca ulaşmanın en iyi yolu şudur: "Müzakere kapısını açıyoruz ve İran’ın yapması gerekenleri talep ediyoruz, aksi takdirde operasyonlara devam ederiz" demek. Savaşı bitirmenin en kısa yolu budur. Bu da kuşkusuz mevcut rejimle masaya oturmak demektir; çünkü şu an ortada konuşabileceğiniz alternatif bir rejim bulunmuyor.

Rûdaw: Arkanızda sizin yazdığınız ve birçok dile çevrilmiş bir kitap görüyorum. Kitabın orijinal adı "Büyük Güçler Siyasetin Yönüne Nasıl Karar Verir?". Yanılmıyorsam bu kitabı dört-beş yıl önce yazdınız. Şimdi ise ABD’nin, Avrupalı ortaklarına danışmadan tek başına bir savaş başlatma kararı aldığını görüyoruz. Yani artık "Büyük Güçler"den değil, tek bir süper güçten bahsediyoruz. Eğer bugün kitabınızı yeniden yazsaydınız neleri değiştirirdiniz?

Sven Biscop: Gerçekleşeceğine ihtimal vermediğim ama maalesef gerçekleşen şey şudur: Amerika Birleşik Devletleri artık sadece Avrupa’nın bir ortağı değil, aynı zamanda rakibidir. Gördüğünüz gibi Avrupa’ya karşı gümrük vergilerini bir silah olarak kullanıyor. Ayrıca Grönland gibi Avrupa topraklarına göz dikmiş durumda. Bunun ötesinde, Avrupa’nın iç siyasetine müdahale ediyor ve aşırı sağcı grupları destekliyor. Geçmişte her zaman Avrupalıların Atlantik ittifakında olmasının doğru olduğunu söyledim; bu bir soru işareti değil. Asıl soru, Amerikalıların bu ittifakta kalmaya devam edip etmeyeceğidir. Mevcut Amerikan yönetiminin bunu pek istemediğini artık biliyoruz. Bu devasa bir değişimdir. Elbette Amerikalılar tek başlarına bir savaş başlatma kararı alabilirler ve kimse onlara engel olamaz. Bu yeni bir durum da değil; 2003 yılındaki Irak işgalini hatırlayın. Ancak şunu iyi bilmeliler: Askeri olarak her istediklerini yapabilirler ama bu, arzu ettikleri siyasi sonucun doğacağı anlamına gelmez. Bu savaştan tam olarak ne beklediklerini biliyorlar mı? İstedikleri siyasi sonuca nasıl ulaşacaklar? Bu yüzden, bu konjonktürde yeni bir savaş başlatmanın stratejik bir hata olduğunu düşünüyorum. Bunun bizi nereye sürükleyeceğini hep birlikte göreceğiz.

Rûdaw: Avrupa’da büyük endişe yaratan konulardan biri de mülteci meselesi, yani yeni bir kitlesel göç krizi. Sizce Avrupa böyle bir krize hazırlıklı mı? Çünkü savaş bir şekilde dursa bile, bölgedeki baskı, ekonomik çöküş ve diğer kronik sorunlar nedeniyle artık orada yaşamak istemeyen milyonlarca insan var.

Sven Biscop: Kuşkusuz bu savaş, devasa bir mülteci dalgasının Avrupa’ya yönelmesine neden olursa bu durum siyasi sistemimiz üzerinde çok ağır bir baskı oluşturacaktır. Bunda hiçbir şüphe yok. Göç konusunun Avrupa için ne kadar hassas olduğunu hepimiz biliyoruz. Ayrıca Avrupalıların bu durumla nasıl başa çıkacakları konusunda ortak bir paydada buluşmaları da çok zordur. Nüfusumuzun yaşlanması nedeniyle göçmenliğe ihtiyacımız olduğu bir gerçek; ancak mevcut savaşın tetikleyeceği kontrolsüz ve büyük bir sığınmacı akını sistemimizi derinden sarsacaktır.

Rûdaw: Eğer Avrupa Birliği’nin jeopolitik siyaseti ve uluslararası stratejisi konusunda Avrupalı liderlere danışmanlık yapsaydınız –ki yaptığınızı biliyorum– onlara bu kritik süreçte ne söylerdiniz? Bu zor günlerde ne yapmalılar?

Sven Biscop: Tavsiyem, bu askeri kampanyaya körü körüne ve güçlü bir destek vermemeleri; aksine Avrupa’nın, hedefteki rejim ne kadar kötü olursa olsun, uluslararası hukuka aykırı askeri güç kullanımını desteklemediğini daha net bir dille ifade etmeleridir. Ancak sadece doğrudan ve çok büyük bir tehdit oluştuğu durumlarda istisnalar olabilir. Ayrıca şu an geniş kapsamlı bir bölgesel çerçevede diplomatik hamlelerin başlatılması için baskı yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Sadece İsrail, İran ve ABD’nin değil, Suudi Arabistan dahil tüm bölge ülkelerinin dahil olduğu bir çözüme odaklanmalıyız. Çünkü Avrupa için en öncelikli konu bölgenin istikrarıdır. Suudi Arabistan ve İran arasında çok büyük bir jeopolitik rekabet var. Brüksel’in bu duruma bakışı "taraf tutmak bizim işimiz değil" şeklinde olmalıdır. Bizim asıl görevimiz; ticaret ve yatırım yapabilmemiz için gerekli olan huzur ve istikrar zeminini inşa etmektir.

 

 

Yorumlar

Misafir olarak yorum yazın ya da daha etkili bir deneyim için oturum açın

Yorum yazın

Gerekli
Gerekli