Savaşın ve ekonomik şokun artçı etkileri; İran'daki gösterilerin farklı boyutları

Dün 07:10
Zıryan Rojhılati
Etiketler İran İran'daki protestolar Rojhılat
A+ A-

2025'in sonları ve 2026'nın başlarından itibaren İran, son 46 yılının en kritik dönemeçlerinden birine girmiş durumda. Ülkenin 27 eyaletinde 250 noktaya yayılan yeni bir protesto dalgası baş gösterdi. Her ne kadar katılımcı sayısı öncekilere kıyasla daha az olsa da, yayılma hızı dikkat çekici boyutlarda. Ekonomik durum halkın canına tak etmiş durumda ancak tek sebep bu değil. Siyasi sisteme duyulan güvenin sarsılması ve dışarıdaki siyasi ve askeri çatışmalarla bağlantılı konular, doğrudan İran'ın iç dinamiklerini etkiliyor. Yaptırımların geri dönmesi, Trump'ın "halk öldürülürse müdahale edilebileceğine" dair söylemleri, İsrail ile ikinci bir savaş ihtimali ve Maduro'nun düşüşü, protestolar üzerinde belirleyici bir etkiye sahip.

İran resmi ajansı bizzat, bunun sadece ekonomi kaynaklı olmayan, aynı zamanda güven kaybından kaynaklanan "yıpratıcı bir itiraz silsilesi" olduğunu belirtti. Ayrıca bunun bir devrim olmadığını, ancak devrimden daha tehlikeli olduğunu; çünkü bir liderinin ve belirgin bir ufkunun bulunmadığını, sürekli inişli çıkışlı bir seyir izlediğini ifade etti. Bu durum, her ne kadar Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın bakış açısını yansıtıyor olsa da (ki bu bakış açısı, huzursuzluğun kaynağını ekonomik sorunlara veya dış müdahalelere bağlayan siyasi ve güvenlik sisteminin diğer kanatlarıyla örtüşmek zorunda değil), Pezeşkiyan'dan Dini Lider'e kadar devletin bu kez protestoculara karşı tavrı farklılaşmış görünüyor. Zira artık muhaliflerle "diyalogdan" bile söz ediliyor. Büyük olasılıkla bu tutum değişikliği, İran'ın içinde bulunduğu olumsuz siyasi, ekonomik ve güvenlik koşullarıyla paralellik gösteriyor.

İran'daki protestoları nasıl okumalıyız?

ACLED verilerine göre 2015 ile 12 Aralık 2025 tarihleri arasında ki buna 28 aralık 2025'te başlayan son dalga dahil değil İran'da irili ufaklı toplam 30.263 protesto gerçekleşti. Bunların yüzde7'si, göstericilerin veya devletin sert yöntemlere başvurduğu şiddet içerikli eylemlerdi. Hükümetin kendi desteğini göstermek için düzenli olarak organize ettiği gösteriler göz önüne alındığında, barışçıl eylemlerin tamamının hükümet karşıtı olduğunu söylemek mümkün olmayabilir. Ancak şiddet, tutuklama ve kovuşturmaların yaşandığı 1.967 vaka, ACLED sınıflandırmasına göre devletin müdahale ettiği, aşırı güç ve şiddet kullandığı olaylar olup, tamamı hükümet karşıtı protesto kategorisinde değerlendirilmektedir.

Sonuçlar gösteriyor ki, İran'da protestolar artık geçici bir durum değil ve tek bir nedene bağlı değil. Genel tabloya bakıldığında, süreç ilerledikçe eylemler hem daha şiddetli hale gelmiş, hem coğrafi olarak genişlemiş hem de süreklilik kazanmıştır.

Protestoların ardındaki ekonomik rakamlar

İran medyasının bir kısmı işsizlik oranını yüzde 7,5 civarında gösterse de, IMF verilerine göre bu oran yüzde 9'a dayanmış durumda. İran'da sadece 27 milyon 175 bin kişi işgücü olarak sayılıyor. İşsizlik oranı yüzde 7,5 ise bu 2 milyon kişiye, yüzde 9,2 ise 2 milyon 500 bin 100 kişiye tekabül ediyor.

Sadece işsizlik değil, GSYİH'deki yavaş büyüme ve enflasyon da İran ekonomisinin diğer büyük sorunları. Farklı göstergeler arasında, enflasyon ile protesto sayısı arasında doğru bir orantı bulunuyor; enflasyon arttıkça protestolar da artış gösteriyor.

Yeni yıla girmeden üç gün önce dolar kuru yeni bir rekor kırarak 144 bin tümeni aştı. Bunun üzerine Tahran'daki bir AVM'de cep telefonu satıcıları sokağa döküldü ve ardından protestolar yayıldı. İran medyasının aktardığına göre, bu dalganın başlangıç hikayesi böyle şekillendi.

Dolar kurundaki değişimle eş zamanlı olarak yıllık enflasyon yüzde 42 olarak açıklandı, ancak Aralık ayında "noktadan noktaya" enflasyon yüzde 52 olarak duyuruldu. Yani İranlı bir vatandaş için mal ve hizmetlerin fiyatı yüzde 52 oranında arttı. Gıda ve ilaç gibi temel ihtiyaçlar bu pahalılığın başını çekiyor. Örneğin, Kasım 2025'e kıyasla yıl sonunda ekmek, yumurta, süt ve meyve fiyatları sırasıyla yüzde 26,7, yüzde 18,3, yüzde 9,8 ve yüzde16 oranında arttı. Her üç kişiden birinin yoksul olduğunun tahmin edildiği ülkede bu durum, vatandaşlar için bel bükücü bir pahalılık anlamına geliyor. Devletin hesaplamalarına göre sıradan bir işçinin geçimi için en az 50 milyon tümene (yaklaşık 350 dolar) ihtiyacı varken, evli bir işçinin 2025 yılı asgari ücreti yaklaşık 100 dolar olarak belirlenmiş durumda.

İran'ın kendi resmi verilerine göre 26 milyon kişi yoksulluk sınırının altında yaşıyor ve bunların 4 milyonunun geliri günlük geçimlerini sağlamaya yetmiyor. Toplumun en zengin yüzde20'si toplam harcamaların yüzde46'sını gerçekleştirirken, en yoksul yüzde20 sadece yüzde6'sını harcayabiliyor. Başka bir deyişle, en zengin yüzde 20'lik kesim, en yoksul kesimden 7,6 kat daha fazla harcama yapıyor. Bu da orta sınıfın daha da zayıfladığı ve sınıfsal uçurumun derinleştiği anlamına geliyor.

İran'ın siyasi durumu ve gösteriler

Geçtiğimiz günlerde İranlı siyasi yetkililerin önemli bir kısmı, mevcut ekonomik sorunların sadece yaptırımların geri dönmesinden kaynaklanmadığını dile getirdi. Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, çeşitli açıklamalarında kötü yönetim ve yolsuzluğu itiraf etti. Pezeşkiyan, "Halk memnun değilse Amerika'yı falan aramayın, hata bizim!" dedi. Benzer bir açıklama Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'den geldi; Arakçi mevcut sorunların sadece ambargolardan değil, yolsuzluk ve iç yönetim yetersizliğinden kaynaklandığını belirtti. Dini Lider de İran'daki hoşnutsuzluğun varlığını kabul ederek, hükümetin protestocularla diyalog kurma söylemini destekledi ancak "kargaşa çıkaranların" da cevap alması gerektiğini ekledi.

Halkın memnuniyetsizliği faktörünün ötesinde, din adamları ve askerler olmak üzere iki temel sütuna dayanan mevcut siyasi sistem, sessiz bir geçiş süreci yaşıyor. Halihazırda hem dini elit hem de askeri kanat geçici bir evreden geçiyor ve bu durum protestolar üzerinde etkili bir rol oynayabiliyor.

Gelecekteki liderlik meselesi gibi konular üzerinden din adamlarının siyasi sistemdeki rolü yeniden gündemde. Aslında din adamlarının rolü, daha çok Dini Lider'in şahsında somutlaşmış ve zamanla genel rolleri azalmıştır. İran'ın ilk meclisinde milletvekili olan Şii din adamlarının oranı yüzde 52 iken, sonraki 11 dönem boyunca bu oran düşüş eğilimi göstermiş ve son seçimlerde yüzde 7'ye gerilemiştir. Benzer şekilde, ilk kabineden sekizinci kabineye kadar bakanların yüzde 10'undan fazlası din adamıydı, sonrasında bu sayı 4 civarına düşse de Pezeşkiyan kabinesinde tekrar yüzde 10'a yükseldi.

İran'daki en belirgin Şii mercileri (dini otoriteler) arasında siyasi duruş farklılıkları göze çarpıyor. Ayetullah Nasır Mekarim Şirazi (98) ve Ruhani kabinesini sertçe eleştiren Ayetullah Hüseyin Nuri Hemedani (100) muhafazakâr kanadın destekçileri arasında yer alırken; Ayetullah Vahid Horasani (105), Hasan Ruhani'yi İran'ın en iyi cumhurbaşkanlarından biri olarak nitelendirmişti. Ayetullah Esedullah Beyat Zencani (84) ise reformistlere daha yakın duruyor. Mevcut mercilerin duruşundan ziyade asıl soru, yeni nesil dini otoritelerin siyasetle nasıl bir ilişki kuracağıdır. Ayrıca önceki Dini Lider'in torunları Hasan Humeyni ve Ali Humeyni (Irak'ta Ayetullah Sistani'nin damadıdır ve Necef'te yaşamaktadır), mevcut Dini Lider'in büyük oğlu, Hasan Ruhani'nin gelecekteki rolü ve siyasetin yanı sıra Şii siyasetinde dini bir role de sahip olan Laricani ailesinin durumu, din adamlarının siyasetteki rolüne ilişkin bu geçiş sürecini etkileyecek faktörlerdir.

Buna paralel olarak Devrim Muhafızları Ordusu'nun (Pasdaran) siyaset ve ekonomideki etkin rolü son 10 yılda daha da arttı. Örneğin, Pezeşkiyan kabinesindeki bakanların yüzde 26'sının ordu geçmişi var ve meclise giren asker kökenlilerin sayısı arttı. Ali Laricani, Şemhani ve Galibaf gibi isimler aktif siyasete geri döndü. İran, "12 Gün Savaşı"nda 30'dan fazla üst düzey komutanını kaybetti; bunların yerleri yeni isimlerle veya eski komutanlarla dolduruldu. Bu durum, en basit tabiriyle ordunun rol ve çıkarlarının yeniden tanımlanması ve İran siyasetinde hükümetle ilişkilerinin yeniden kurgulanması anlamına geliyor.

Ordu ve din adamlarının yanı sıra, ultra-muhafazakârlar ve reformistlerin konumu da siyaseti etkileyen en önemli başlıklardan biri. İslam Cumhuriyeti'nin siyasi eliti arasındaki anlaşmazlıklar her zamankinden daha görünür durumda. Hatemi, Ahmedinejad ve Ruhani gibi önceki üç cumhurbaşkanı ve hatta mevcut cumhurbaşkanı, ülkenin yönetimi konusunda muhafazakâr kanattan farklı bir vizyona sahip. Bu iç çekişmeler yaşanırken, eski Şah'ın oğlu da İran'ın geleceğinde rol oynama niyetini ortaya koydu, ancak henüz geniş bir tabana sahip değil. Hükümet karşıtı Kürt gruplar en organize olanlar, Beluç gruplar silahlı eylemler yapıyor, ancak İran'daki en etkili siyasi aday, mevcut siyasi ve ekonomik konumları nedeniyle ulusal talepleri artan ve önlerinde daha fazla fırsat bulunan Azeriler olabilir. Tüm bu faktörler, savaş veya protesto olmasa bile İran'ın kapısında bir politika değişikliğinin beklediğini gösteriyor.

Trump ve Netanyahu'nun gölgesi

Etkileri ekonomide giderek daha fazla hissedilen yaptırımlar bir yana, ABD Başkanı Donald Trump, protestocuların öldürülmesi halinde İran'a askeri müdahalede bulunacaklarını açıkça tehdit etti. Bu açıklamanın hemen ertesi günü Venezuela Devlet Başkanı Maduro'nun yakalanıp mahkemeye çıkarılması, Trump'ın sözlerinin hafife alınamayacağını dünyaya bir kez daha gösterdi. Ali Laricani ve Ali Şemhani gibi İranlı yetkililer, kendilerinin de Amerikan askerlerinin hayatını tehlikeye atabileceğini söyleyerek Trump'a anında yanıt verdiler. Ancak karşılıklı atışmalar ve Trump'ın uyarısının sembolik veya varsayımsal anlamları bir kenara bırakılırsa; Maduro'nun düşüşü, İsrail ile İran arasında yeni bir savaş ihtimalini artırabilir ve bu da protestoların seyrini tamamen değiştirebilir.

İran'ın 400 kilogramdan fazla uranyumunun akıbeti hala belirsiz ve Tahran'ın Rusya ve Çin ile giderek yakınlaşması ABD için endişe kaynağı. İsrail için ise hem uranyum meselesi hem de İran'ın askeri dengeyi yeniden sağlama çabaları savaş gerekçesi oluşturuyor. "12 Gün Savaşı"nın uzamasını engelleyen faktörlerden biri, Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve enerji ihracatının durması ihtimaliydi. Muhtemelen İsrail ve ABD'nin İran'ın deniz üslerine saldırmaması, buna karşılık İran'ın da Hürmüz Boğazı'nı kapatmaması üzerine ilan edilmemiş bir anlaşma vardı; bu yüzden savaşın en sıcak anlarında bu konu hiç gündeme gelmedi. Ancak büyük olasılıkla, bu kez bir savaş çıkarsa böyle bir anlaşma olmayacak ve İran, geçici bir süreliğine de olsa Hürmüz Boğazı'nı kapatabilir. İşte bu noktada, dünya petrol rezervlerinin yüzde 17'sine sahip olan "Madurosuz bir Venezuela"nın varlığıyla Trump, enerji piyasasını daha sakin tutabilir.

Esad'ın devrilmesi, Maduro'nun düşüşü, Gazze ve Lübnan savaşları, Hizbullah ve Irak'taki İslami direniş gruplarının silahsızlandırılması tartışmaları gibi İran'ın dış politikasındaki geri çekilmeler, Tahran'ın Pan-Şiist söylemini zayıflattı. Bu durum, Tahran'ın bölgesel politikalarına karşı eskisinden daha fazla ses yükselten muhaliflerin sloganlarına bile yansıdı.

Sonuç

Olumsuz ekonomik koşullar, siyasi elitin uyumsuzluğu ve Tahran'ın jeopolitik sorunları, bu protesto dalgasını Tahran için daha önemli kılıyor. Siyasi, ekonomik ve güvenlik katmanlarının üst üste binmesiyle ortaya çıkan bu protestolar, daha büyük bir değişimin kapısını aralayabilir. Protesto verilerinin analizinden çıkabilecek sonuçlardan biri şudur: 2019 ve 2022'deki gibi eylemlerin sürekliliğine ve büyüklüğüne rağmen, hükümet protestocuların taleplerini resmen kabul etmemiştir. 2022 olayları sonucunda hükümet başörtüsüyle ilgili kararları uygulamaktan sessizce vazgeçse de, bu resmi bir değişikliğe dönüşmedi. Halkın itiraz etme korkusu kırıldı, ancak hükümet de onları nasıl kontrol edeceğini öğrendi ve bunu yapacak güce hala sahip. Ancak Trump'ın müdahale ihtimali veya protestoları "yumuşak bir şekilde itelemesi" faktörü, bu döngüyü kırabilir.

 

(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)

Yorumlar

Misafir olarak yorum yazın ya da daha etkili bir deneyim için oturum açın

Yorum yazın

Gerekli
Gerekli
 

Son paylaşılanlar

Fotoğraf: Rûdaw

İran’da Kürtçe – 2

2015–2025 döneminde İran'da Kürtçenin durumu; üniversiteler, araştırma merkezleri ve gönüllü kültürel yapılar üzerinden ele alınırken, Kürtçe eğitimin sınırları ve karşı karşıya olduğu riskler de yok değil