Nurettin Aydın
Modern devlet, kendisini tehdit altında hissettiği anda yalnızca polisi, orduyu ya da açık baskıyı devreye sokmaz. Asıl maharetini, tehdidi doğrudan bastırmak yerine onu dönüştürerek etkisizleştirmekte gösterir. Etnik, dinsel ya da ideolojik talepler söz konusu olduğunda, birçok rejim sorunu çözmek yerine onu yönetmeyi tercih eder. Bu yönetim biçimi, talepleri siyasal zeminden koparıp güvenlik parantezine almayı hedefleyen sofistike bir mühendisliktir.
Bu mühendisliğin iki temel ayağı vardır. İlki, barışçıl ve meşru talepleri olan toplumsal hareketleri şiddetle ilişkilendirerek kriminalize etmek; ikincisi ise bu hareketlerin siyasal temsil alanlarını bizzat devletin kendisinin tasarlamasıdır. Böylece muhalefet bastırılmaz, sistemin içinde eritilir. Ortaya çıkan yapı, demokrasi görüntüsü veren ama gerçek siyasal rekabeti boğan güdümlü bir düzen olur (Levitsky & Way, 2010).
Bu noktada mesele, güvenlik değil meşruiyettir. Devlet, taleplerle müzakere etmek yerine, onları kamu düzeni sorunu olarak yeniden tanımlar. Bir süre sonra tartışma “ne istiyorlar?” sorusundan çıkar, “ne kadar tehlikeliler?” sorusuna dönüşür.
Kriminalizasyon
Devletin bir hareketi kendi kontrolü altında radikalleştirmesi literatürde "Gerilim Stratejisi" ve "Ajan Provokatör" kavramlarıyla açıklanır.
Siyaset bilimci Gary T. Marx (1988), devletin muhalif gruplara sızarak onları şiddete yönlendirmesinin üç temel işlevi olduğunu belirtir:
Marjinalleştirme: Hareketin sivil destekçilerini korkutarak kitlesel desteği kesmek.
Kriminalizasyon: Siyasal bir müzakere konusunu hukuk ve güvenlik meselesine indirgemek.
Hukuki Zırh: Grubu "terör örgütü" ilan ederek, onlara karşı yürütülen her türlü sert müdahaleyi iç ve dış kamuoyunda meşrulaştırmak.
Bu süreçte tekil şiddet eylemleri genelleştirilir. En marjinal unsurlar, bütün bir topluluğun temsilcisiymiş gibi sunulur. Medya dili, istisnayı kural haline getirir. Sonuçta artık ortada tartışılacak bir siyasal talep değil, bertaraf edilmesi gereken bir tehdit vardır.
Güdümlü demokrasi ve kooptasyon
Bir diğer yöntem ise siyasal alanı devlet eliyle dizayn etmektir. Philip Selznick (1949), "kooptasyon" kavramıyla, sistemin kendine tehdit olarak gördüğü unsurları yönetim mekanizmalarına dâhil ederek etkisizleştirmesini tanımlar. Bu süreçte devlet, sanki demokratik bir yarış varmış izlenimi vererek kendi onayladığı figürlerin liderliğinde "uydu partiler" kurdurur. Bu yapılar, halkın öfkesini dindiren birer güvenlik valfi görevi görür (Gandhi, 2008).
Küresel vaka analizleri
Cezayir: DRS ve GIA manipülasyonu
Cezayir’de 1990'lı yıllarda yaşanan "Kirli Savaş", devletin radikal grupları nasıl bir araç olarak kullandığının en çarpıcı örneğidir. Eski bir istihbarat subayı olan Habib Souaidia (2001), devletin istihbarat teşkilatı DRS'nin, Silahlı İslami Grup (GIA) içine sızdığını ve hatta bazı sivil katliamları bizzat organize ettiğini belgelemiştir. Bu sayede, meşru bir siyasal rakip olan FIS (İslami Selamet Cephesi) "canavarca bir terörün kaynağı" olarak sunulmuş ve demokratik süreç askıya alınmıştır.
İtalya: Gladio ve gerilim stratejisi
1960'lardan 1980'lere kadar İtalya'da uygulanan yöntem, aşırı sağcı paramiliter yapıların sol hareketleri kriminalize etmek için kullanılmasına dayanıyordu. Daniele Ganser (2005), NATO bağlantılı gizli yapıların (Gladio) bombalama eylemleri düzenleyerek halkta kaos korkusu yarattığını ve bu eylemlerin suçunu sol gruplara yıkarak devlet otoritesini tahkim ettiğini açıklamıştır.
Rusya: Yönetilen demokrasi
Modern Rusya, "kontrollü muhalefet" stratejisinin laboratuvarı gibidir. Vladislav Surkov tarafından geliştirilen modelde, Kremlin'e sadık ancak dışarıdan muhalif görünen partiler kurgulanmıştır. Richard Sakwa (2008), bu partilerin liderlerinin bizzat devlet tarafından seçildiğini ve bu sayede halkın gerçek temsilcilerinin siyaset dışı bırakıldığını aktarmaktadır.
Fare kapanı
Bu stratejilerin tamamı bir araya geldiğinde ortaya çok tanıdık bir tablo çıkar.
• Önce barışçıl siyaset yolları daraltılır. Böylece kitle radikal örgütlenmeye ve şiddet araçlarını kullanmaya teşvik edilir, hatta yönlendirilir.
• Ardından hareketin içine sızılarak en sert, en yıkıcı eğilimler öne çıkarılır, şiddet olayları gerçekleştirilir.
• Sonra medya gücü devreye girerek, tekil şiddet olayları bütün bir topluluğa mal edilir.
• Son aşamada ise taleplere demokratik temsil imkânı verilmiş görüntüsü sağlamak için siyasal partiler kurdurulur.
Böylece devletle uyumlu, etkisiz ama “makul” temsilciler vitrine konur. Sorun çözülmez; ertelenir. Talep karşılanmaz; şekil değiştirilir.
Bu, bir tür siyasal fare kapanıdır. İçeri giren her talep ya şiddetle özdeşleştirilir ya da sistem içinde boğulur.
Derinleşen çıkmaz
Bu yöntemler kısa vadede işe yarayabilir. Rejim korunur, kamuoyu sakinleştirilir, güvenlik aygıtı güçlenir. Ancak uzun vadede bastırılan talepler ortadan kalkmaz; yeraltına iner. Kriminalizasyon ve güdümlü temsil, adalet duygusunu aşındırır ve meşruiyet krizini derinleştirir.
Sorunla yüzleşmek yerine onu yeniden adlandırmak, aynayı tıraşlamaya benzer. Görüntü geçici olarak düzelir, ama yara derinleşir. Siyasal taleplerin gerçek çözümü, onları güvenlik meselesine indirgemekte değil, demokratik müzakere zemininde ele almaktadır.
(Yazarın beyanıdır: Bu yazının son günlerde gündemde olan Maduro’nun ABD tarafından alınıp yargılanması ve buna DEM Parti temsilcilerinin verdiği tepkiyle hiçbir ilgisi yoktur. Yazıda sözü edilen “kriminalizasyon”, “kooptasyon”, “güdümlü siyaset” örneklerinin Türkiye’de ve “Kürt Siyasi Hareketi”ne uygulandığına dair herhangi bir veri yoktur. Her okuyucu, okuduğu metni kendisi özgürce anlamlandırır).
Kaynakça
Ganser, D. (2005). NATO’s secret armies: Operation Gladio and terrorism in Western Europe. Routledge.
Gandhi, J. (2008). Political institutions under dictatorship. Cambridge University Press.
Levitsky, S., & Way, L. A. (2010). Competitive authoritarianism: Hybrid regimes after the Cold War. Cambridge University Press.
Marx, G. T. (1988). Undercover: Police surveillance in America. University of California Press.
Sakwa, R. (2008). Putin: Russia’s choice. Routledge.
Selznick, P. (1949). TVA and the grass roots. University of California Press.
Souaidia, H. (2001). La sale guerre. La Découverte.
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)
Yorumlar
Misafir olarak yorum yazın ya da daha etkili bir deneyim için oturum açın
Yorum yazın