Kürt meselesinin modern siyasal-tarihsel perspektifi kuramsal bir düzlemde irdelendiğinde, temel tıkanma noktasının sadece konjonktürel engeller değil, bizzat bu süreci taşıyan örgütlenme paradigmasının yapısal özellikleri olduğu saptanmaktadır.
20. yüzyılın ulus-devlet merkezli siyasal ikliminde ve Soğuk Savaş dinamikleri içerisinde şekillenen Kürt ulusal mücadelesi, büyük ölçüde Weberyan anlamda "karizmatik otorite" olgusuna yaslanan, dikey hiyerarşiyi kutsayan ve merkeziyetçi karar alma mekanizmalarını işleten bir model sergilemiştir.
Bu model, özellikle kitlesel seferberliğin ilk aşamalarında, disiplinli bir yapı oluşturma ve ortak bir aidiyet duygusu etrafında mobilizasyon sağlama noktasında tarihsel bir işlev görmüştür.
Ancak, toplumsal hareketlerin evrimi ve Kürt toplumunun kendi iç modernleşme süreciyle birlikte, bu katı hiyerarşik yapıların, Kürt milletinin çok katmanlı ve parçalı sosyolojik gerçekliğini temsil etmekte yetersiz kaldığı, hatta zaman zaman bu gerçeklikle çatıştığı görülmektedir.
Kürt toplumunun tarihsel dokusu, klasik modernitenin dayattığı "monolitik ulus" tahayyülüne sığmayacak derecede yüksek bir çoğulculuk katsayısına sahiptir. Kürdistan coğrafyası; Kurmancî, Soranî, Zazakî ve Goranî gibi dilsel varyasyonların yanı sıra Sünnî, Alevî, Êzidî, Hristiyan, Zerdüştî ve Yahudi gibi inançsal katmanların iç içe geçtiği, dünyada eşine az rastlanır bir sosyolojik habitattır.
Bu çeşitlilik, merkeziyetçi ve tek tipçi örgütlenme modellerinin neden sürdürülebilir olmadığını açıklayan temel ontolojik unsurdur. Homojenlik varsayımı üzerine bina edilen her yapısal girişim, Kürt milletinin önemli bir kesimini sistemin dışına itme, sessizleştirme veya marjinalleştirme riskiyle maluldür ki bu durum ulusal birliğin önündeki en büyük yapısal barajı oluşturmaktadır.
Bu yapısal krizden çıkışın anahtarı olarak beliren yatay (horizontal) örgütlenme modeli, günümüzde yalnızca entelektüel bir tercih değil, sosyolojik bir zorunluluk ve siyasal bir beka meselesi olarak kurumsallaşmaktadır. Yatay örgütlenme, karar alma yetkisinin dar bir elit gruptan alınarak tabana yayılmasını, yerel dinamiklerin özerkleştirilmesini ve farklı kimliksel temsillerin hiyerarşik olmayan bir düzlemde eşitlenmesini ifade eden bir "ağ toplumu" (network society) pratiğidir.
Klasik hiyerarşik modeller otoriteyi tek bir merkezde yoğunlaştırıp aşağıya doğru talimatlandırırken, yatay model otoriteyi dağıtarak sisteme esneklik, şeffaflık ve yüksek düzeyde kapsayıcılık kazandırır.
21. yüzyılın küresel toplumsal hareketleri ve devlet dışı aktörlerin yükselişi incelendiğinde, merkeziyetçi yapılardan ağ tipi organizasyonlara doğru yaşanan bu paradigmatik kaymanın, teknolojik devrimin sunduğu iletişim olanaklarıyla birleşerek yeni bir "kolektif zekâ" inşa ettiği görülmektedir.
Kürt ulusal mücadelesinin bu küresel eğilimle senkronize olması, ideolojik körlüklerden arınmış, güçlü bir koordinasyon mekanizmasının ve ortak paydada buluşan ilkeler manzumesinin inşasını kaçınılmaz kılmaktadır. Bu noktada stratejik bir üst yapı olarak öne çıkan ulusal/milli platform fikri; siyasi partilerin, sivil toplum örgütlerinin, bağımsız akademi çevrelerinin, araştırma merkezlerinin ve kanaat önderlerinin ideolojik bir hegemonya tesis etmeksizin, eşitler arası bir diyalog zemininde buluşmasını hedeflemelidir.
Bu tür bir platform, dar örgütsel bekaların ötesinde, Kürt milletinin tarihsel ve güncel haklarını merkeze alan, uluslararası hukuk normlarına entegre bir temsil mekanizması olarak tasarlanmalıdır.
Bu kurumsal vizyonun en hayati ve jeopolitik ayaklarından birini ise diaspora alanındaki örgütlenme pratiği oluşturmaktadır. Kürt diasporası, özellikle Avrupa ve Kuzey Amerika'daki sayısal yoğunluğu, sahip olduğu ekonomik sermaye, akademik birikim ve lobicilik potansiyeli ile aslında "sınır aşan bir ulus" kapasitesi sunmaktadır. Ancak bu devasa potansiyel, bugüne kadar parçalı, birbiriyle rekabet eden ve koordinasyondan yoksun yapılar nedeniyle uluslararası diplomasi masasında hak ettiği ağırlığı koyamamıştır.
Tüm siyasal ve inançsal renklerin temsil edildiği, profesyonel bir sekreteryaya sahip kapsamlı bir diaspora konfederasyonunun tesisi, Kürt meselesinin küresel ölçekte meşruiyet kazanması ve lobi faaliyetlerinin kurumsal bir sürekliliğe kavuşması açısından hayatidir. Bu yapı, hem ev sahibi ülkelerin karar alma mekanizmaları üzerinde baskı grubu oluşturacak hem de Kürt kültürel kimliğinin asimilasyona karşı korunmasında bir kalkan işlevi görecektir.
Öte yandan, Kürt milletinin coğrafi kaderi gereği karşı karşıya kaldığı doğal afetler, savaşlar ve insani krizler karşısında operasyonel kabiliyeti yüksek, siyasetler üstü bir dayanışma kurumunun eksikliği toplumsal güvenlik açısından büyük bir zafiyettir. Deprem, sel veya zorunlu göç gibi kriz anlarında profesyonel müdahale yapabilecek, uluslararası yardım kuruluşlarıyla (BM, Kızılhaç vb.) doğrudan akredite olabilecek bir "insani yardım ve koordinasyon merkezi", toplumsal dayanışmayı romantik bir söylemden çıkarıp kurumsal bir güce dönüştürecektir. Böyle bir mekanizma, kaynakların verimli kullanılmasını sağladığı kadar, Kürt toplumunun kendi kendine yetebilme iradesini de (self-reliance) somutlaştıracaktır.
Kürt siyasal aklının geçirmesi gereken en kritik dönüşüm alanlarından bir diğeri ise inanç gruplarının bir arada yaşama iradesinin kurumsallaşmasıdır. Kürt milletinin zengin inanç mozaiği, tarihsel süreçte zaman zaman dış güçlerin manevra alanı olarak kullanılmış ve toplumsal yarılmalara sebebiyet vermiştir.
Bu kırılganlığı ortadan kaldırmanın yolu, tüm inanç gruplarını dışlamadan kucaklayan, her inancın kendi özgünlüğünü koruduğu ancak ortak bir ulusal çatı altında buluştuğu otonom bir "İnançlar ve İnanç Özgürlüğü Kurumu"dur.
Müslüman, Hristiyan, Êzidî, Alevî, Zerdüştî ve Yahudi Kürtleri eşit temsille bünyesinde barındıran bu yapı, toplumsal barışın sigortası olacağı gibi, din temelli çatışma risklerini de minimize edecektir. Bu kurumsallaşma hamlesi, sadece teknik bir düzenleme değil; "parti ve ideoloji" merkezli siyasetten, "kurum ve ulusal çıkar" odaklı siyasete geçişi simgeleyen köklü bir zihniyet devrimidir.
Bahsi geçen ulusal platform, diaspora konfederasyonu, insani yardım ağları ve inançlar arası konsey, birbirini tamamlayan bir bütünün dişlileridir. Bu yapılar arasında kurulacak organik ve şeffaf bağlar, Kürt ulusal mücadelesinin toplumsal tabanını genişletirken, modern bir milletleşme sürecinin de taşıyıcı kolonlarını inşa edecektir.
Sonuç olarak
bu önerilerin teorik birer temenni olmaktan çıkarılıp geniş katılımlı kongrelerde tartışılması, somut yol haritalarına dökülmesi ve kurumsal bir inşa iradesinin her düzeyde ortaya konulması, Kürt milletinin gelecekteki statüsünü ve özgürlüğünü belirleyecek en temel tarihsel sorumluluktur.
Ortak akıl ve kolektif emekle örülecek bu yeni paradigma, Kürt siyasetini 20. yüzyılın dar kalıplarından kurtarıp 21. yüzyılın dinamik ve kurumsal dünyasına taşıyacak yegâne yoldur.
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)
Yorumlar
Misafir olarak yorum yazın ya da daha etkili bir deneyim için oturum açın
Yorum yazın