*Mutlu Çiviroğlu
Suriye'deki Kürt halkı; kendine has kimliği, kültürü, dili ve tarihiyle Araplardan ayrı, belirgin bir ulustur. Nüfusun yüzde 15 ila 20'sini oluşturan Kürtler, Suriye’nin sahip olduğu çeşitliliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Tarihsel olarak Suriye, Kürt edebi rönesansının da beşiği olmuştur. Kürt aydını Celadet Alî Bedirxan, 1932-1943 yılları arasında 57 sayı yayımlanan ve çığır açan Hawar dergisini Şam'da gün yüzüne çıkarmıştır. Kurmanci lehçesindeki ilk medya organı olan Hawar, dilin modernleşmesinde kritik bir rol oynamış ve bugün küresel standart kabul edilen Latin temelli "Bedirxan Alfabesi"ni tanıtmıştır.
Modern Kürt alfabesinin Şam'da doğmuş olması, Kürtçenin yabancı veya ayrılıkçı bir unsur olduğuna dair merkeziyetçi anlatıyı tamamen çürütmektedir. Aksine bu durum, Kürt dil mirasının Suriye tarihiyle ne kadar iç içe geçtiğinin bir kanıtıdır. Derginin ilk sayısının çıktığı 15 Mayıs 1932 tarihi, 2006 yılından bu yana her yıl Kürt Dil Bayramı olarak kutlanmaktadır.
Ancak bu zengin ve ortak geçmişe rağmen Kürtler, 1971’den 2024’teki çöküşüne kadar Baas rejimi altında, geniş bir Arap kimliği içinde eritilmeye çalışıldıkları sistemli bir baskıyla karşı karşıya kalmışlardır. On binlerce kişi hapsedilmiş, işkence görmüş veya öldürülmüş; yüz binlerce kişi ise vatandaşlıktan çıkarılarak eğitim, mülkiyet ve toplumsal katılım haklarından mahrum bırakılmıştır. Bu uzun süreli politika, Arapçayı kasıtlı olarak öncelemiş; Kürtçenin konuşulmasını, yazılmasını, yayımlanmasını ve hatta çocuklara Kürtçe isim verilmesini yasaklamıştır.
Bu yok sayma mirasını kalıcı olarak ortadan kaldırmak için, çatışma sonrası istikrarlı ve adil bir Suriye'nin inşası, dil haklarının temelden tanınmasına bağlıdır. Kürtçeyi sadece bir “ulusal dil” olarak kabul etmek yetersizdir; bu dilin anayasal olarak resmi dil statüsü kazanması şarttır. Bu ayrım sadece anlamsal değil, anayasal ve işlevsel bir zorunluluktur.
Geçici Devlet Başkanı Ahmed Şara tarafından 16 Ocak 2026'da yayımlanan 13 Sayılı Kararname, Kürtçeyi "ulusal dil" olarak tanımlamış ve Kürt nüfusunun yoğun olduğu bölgelerdeki okullarda öğretilmesine izin vermiştir. Suriye'nin 1946'daki bağımsızlığından bu yana Kürt haklarının ilk kez resmen tanınması bakımından tarihi olarak nitelendirilen bu kararname, aynı zamanda hukuki bir çelişkiyi de beraberinde getirmiştir: Suriye’nin geçici anayasasının 4. maddesi, Arapçayı halen devletin tek resmi dili olarak kabul etmektedir. Bu kararname ile geçici anayasa doğrudan bir çatışma halindedir ve bu sorun henüz çözülmemiştir.
Kürt özerk yönetimi bu duruma, "Haklar geçici kararnamelerle değil, halkın iradesini yansıtan kalıcı anayasalarla korunur" diyerek yanıt vermiştir. Bu yaklaşım hukuken isabetlidir; zira başkanlık kararnameleri idari kararlardır ve her an bir yürütme kararıyla geri alınabilirler. 4. madde değiştirilip resmi statü kalıcı anayasada yer almadığı sürece, Kürt dil hakları her zaman şartlara bağlı ve geri alınabilir nitelikte kalacaktır. Kürtçenin sadece sembolik bir düzeyde kalmaması için resmi dil statüsü; dilin hükümet operasyonlarında, eğitim sistemlerinde ve yargıda ana mecra olarak kullanılması için kritiktir.
Bu durumun en acil yansıması gereken alan ise ana dilde eğitimin "kırmızı çizgi" olduğu eğitim sistemidir. 2012 yılında devlet güçlerinin çekilmesinin ardından Kürt yönetimleri, Kürtçeyi yerel okullara entegre ederek temel bir adım atmıştır. Rojava'da on yıldır başarıyla uygulanan Kürtçe eğitim, öğrencilerin kendi ana dillerinde etkileşim kurmalarının sadece lojistik olarak mümkün olduğunu değil, aynı zamanda temel bir insan hakkı ve kültürel varoluşun gereği olduğunu kanıtlamıştır.
Ancak 13 Sayılı Kararname, bu açıdan ciddi bir gerilemeyi temsil etmektedir. Kararname, on yıllık Kürtçe eğitimi temel almak yerine, Suriyeli Kürtlerin 2012'den beri kullandığı dil haklarını fiilen budayarak, belirli bölgelerde haftada sadece iki saatlik seçmeli ders teklif etmektedir. Bu bir tanıma değil, statü düşürmedir; ana dilinde eğitim gören Kürt çocuklarına artık dillerinin haftalık bir seçmeli ders olduğu söylenmektedir. 29 Ocak 2026 tarihli entegrasyon anlaşması, özerk yönetim sistemi altındaki diplomaları tanıyan 11. Maddeyi içerse de bu adım yetersizdir.
Kürt Barış Enstitüsü, "ulusal dil" tanımının Kürtçenin eğitim dili olarak kullanılmasını da kapsayacak şekilde netleştirilmesi ve Anayasal Bildirge’nin Irak Anayasası'nın 4. maddesine benzer şekilde düzenlenmesi çağrısında bulunmuştur. Bir dilin "ulusal" olması kültürel bir prestij sağlayabilir; ancak "resmi" bir dil olması ona hukuki bir güç kazandırır. Mevcut anayasal çerçevede, 4. madde değişmediği sürece pasaportların çift dilli olması veya mahkemelerde Kürtçe kullanılması hukuken mümkün değildir.
Siyasi lider Salih Müslim'in vefatından önce belirttiği gibi, Şam'ın sunduğu teklifler garantili haklardan ziyade kişisel vaatler niteliğindedir. Hakların silahsızlanma karşılığında verilen bir ödül olarak kurgulanması, anayasal çoğulculukla bağdaşmaz. Aksine, uluslararası modeller dilsel çeşitliliğin kurumsallaşmasının toplumsal barış ve ekonomik başarı için bir katalizör olduğunu göstermektedir.
Bu hakları güvence altına almak için devlet destekli bir Kürt Dili Akademisi kurulmalıdır. Ayrıca, halihazırda yerleşik bir Kürt dili fakültesine sahip olan Rojava Üniversitesi, bu süreçte temel kurumlardan biri olmalıdır. Tarihsel adaletsizlikleri gidermek adına uygulanacak pozitif ayrımcılık politikaları, Kürt nüfusunun eğitimde ve temsilde adil bir konuma gelmesini sağlayacaktır.
Uluslararası toplumun, özellikle de Batı'nın, Kürt dil haklarını destekleme konusunda ahlaki bir sorumluluğu vardır. Kürtlerin IŞİD’e karşı yürüttüğü mücadelede verdiği 15 binden fazla kayıp, bu mücadelenin küresel güvenlik için ne kadar kritik olduğunu kanıtlamıştır. Dil haklarının çatışma sonrası yönetim yapılarına dahil edilmesi, Suriye'nin ekonomik toparlanmasını da hızlandıracaktır; çünkü kurumsallaşmış çeşitlilik bölgesel istikrarı artırır ve yabancı yatırımı çeker.
Kanada, İspanya ve özellikle de komşu Irak örnekleri, dilsel çeşitliliğin ulusal birliği zayıflatmak yerine güçlendirdiğini göstermektedir. Mayıs 2026 itibarıyla, Mazloum Abdi liderliğindeki Kürt yönetimi ile Ahmed el-Şara arasındaki görüşmelerde Kürtçenin resmileştirilmesi, ulusal birleşmenin başarıya ulaşması için merkezi bir mesele haline gelmiştir.
Ocak 2026 çatışmalarının ardından SDF'nin toprak kaybetmesiyle, Kürt yönetimi temel olarak Qamishlo, Hasaka ve Kobane çevresinde yoğunlaşmıştır. Hasaka valisi Noureddin Ahmed dahil olmak üzere yetkililer, kapsamlı Kürtçe müfredatın entegrasyon anlaşmasının başarısı için en temel güvence olduğunu belirtmektedir. Mevcut tekliflerin, Kürtçeyi sadece haftalık bir seçmeli ders olarak sunması tam kurumsallaşmanın gerisindedir.
Fransa, bu süreçte önemli bir uluslararası aktör olarak öne çıkmış ve diplomatik baskısı 29 Ocak anlaşmasında Kürtçe eğitimin yer almasında etkili olmuştur. Paris, Kürt haklarının yeni anayasada yer alması ve Kürtlerin anayasa yazım komitesine katılması için aktif olarak çalışmaktadır. Suriye yeni bir anayasa yazımına ve seçimlere doğru ilerlerken, anayasal güvence fırsat penceresi dardır. Birleşmiş Milletler ve Batılı diplomatik kurumlar, dilsel eşitlik için anayasal bir çerçeveyi açıkça desteklemelidir. Fransa ve ABD, sahip oldukları nüfuzu kullanarak Kürt dil haklarının geçici kararnamelerle değil, kalıcı bir anayasa ile korunmasını talep etmelidir. Kürt liderliği için bu durum sadece kültürel bir istek değil, en dayanıklı güvenlik garantisidir.
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)
Yorumlar
Misafir olarak yorum yazın ya da daha etkili bir deneyim için oturum açın
Yorum yazın