Bu yazı aslında bir makale olması gerekir. Fakat zaten yanlış üzerine kurulan bir tarih ve anlayış, daha da trajik olmaması için iki bölüm olması gerekti. Birinci bölüm; Alevi, daha çok da bizim alanımız olan Kürd Alevi düşüncesinin nasıl bir yanlış tarih üzerine kurulduğunun anlatımı olacaktır. İkinci bölüm ise Kürd tarihi ve düşüncesinin yanlış anlatımı üzerinedir. Oysa bütün yanlış tarihlerde olduğu gibi, kolayca Kürd Aleviliği anlatılarak işin içinden çıkılabilirdi.
Yanlış üzerine kurulan tarih; toplum, kurum ve entelijansia tarafından kabul görünce düşünce sisteminde psikolojik bir boşluk oluşuyor. Böylece sistemde kabul edilen olgu sürüp gidiyor ve doğruya ulaşmak artık mümkün olmuyor.
Alevi düşüncesi, semavi dinlerden sonra ekseninden sürekli ayrılarak ilerlediği için yeni yol bulunamıyor. Sonra Osmanlı-Safevi paylaşım savaşlarıyla başlayarak bu açı, daha da anlamsız bir biçimde yanlışla derinleşiyor. Osmanlı yayılma dönemlerinde batıya açılma, yine yanlış üzerinde "kolonyal dervişlerle" anlaşılmaz köklerinden çok uzakta bir sufi düşüncesi oluşturuyor. Buradan Bektaşilik gündeme geliyor ve tam bir manipülatif tarih oluşturuyor. Bu yanlış tarihe yeni bir başlangıç dönemidir. Kürd Alevi düşüncesinin Hakikatçı felsefeye giden yolda güçlü bir durak olan, tarihi bağ ile semavi dinler arasındaki eşsiz köprü olan Yarsani düşüncenin temel kaynağı şudur: Serencamname ya da Hazine Kelamı, Sitav Yayın.
Kitapta 12. yüzyılda Hacı Bektaş'ı Rum illerine "biz gönderdik" diye yazmasına rağmen yanlış sürüp gidiyor. Oysa en belirgin Hacı Bektaş ismi burada geçer. İlk bilinen cem ve cemxane kavramı bu kitapta yer alır. Sonra geliyor yanlış ve kabulü Osmanlı'nın son yıllarına. Baha Saidler ve İttihatçılar, Kürd Aleviliğini yanlışla sürdürmek ve asimile etmek için devlet destekli alan çalışması yapıyorlar ve yeni dönem yanlışının başlangıcı oluşuyor. Örneğin "Şamanizm-Alevilik bağı" kavramı ilk ve son kez bu çalışmada 1920'lerde geçmesine rağmen, yanlış derinleşerek devam ettiriliyor. Devletin neredeyse 12. yüzyıldan günümüze asimile ve manipüle etmeye çalıştığı düşünce kabul görüyor. Yine aynı şey Horasan tarihi üzerinde işliyor. Temel kaynak çevrilmiş olmasına rağmen yanlış devam ediyor: Kelimullah Tewehudi, Kürdlerin Horasan'a Göç Tarihi, 2 Cilt, Sitav Yayın. İki ciltlik kitapta bütün referanslar yer almaktadır.
Mustafa Kemal'in hiç uğramadığı, bilmediği ve üzerine bir kelime dahi söylemediği "Bektaşiliğin veya Aleviliğin koruyucusu" yanlış algısı ısrarla sürdürülüyor. Mustafa Kemal, Hacı Bektaş'a uğramamıştır. Bütün yanlış tarihe rağmen Aleviler, sözde Kurtuluş Savaşı'na destek vermemiştir. Alevi kaynağını net bilmelerine rağmen asimilatif Türkleştirme ve semavi dinlere yaklaştırma böyle başlıyor. Markus Dressler, Türk Aleviliğinin İnşası: Oryantalizm, Tarihçilik, Milliyetçilik ve Din Yazımı kitabı, güçlü bir alan çalışmasıyla bu tarihi tersine çevirmek isteyen devlet sistemini ortaya çıkarmasına rağmen gereken ilgiyi görmüyor. Yanlışı kabul etmek daha kolay geliyor. Sonra istihbaratın yazdığı Bektaşiliğin İçyüzü (M. Tevfik Oytan) kitabıyla yanlış tamamen merkeze bağlanıyor. Bugün sürdürülen yol ve sistem bu yanlış üzerine ilerliyor. Düşünce sistemi merkezî asimilasyon üzerine kurulduğu için doğru tarih ve düşünce bu duvara çarparak geri dönüyor. Yanlış bakış, doğrunun yerine derinleşerek, içinden çıkılmaz bir hâl alarak sürüp gidiyor.
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)
Yorumlar
Misafir olarak yorum yazın ya da daha etkili bir deneyim için oturum açın
Yorum yazın