İçim dışım kızıl yılanlarla doldu. Nereye gitsem peşim sıra geliyor yılanlar. Ninemin, amcalarımın, köylülerin ve diğerlerinin yılanları. Yılan hepsi babamın uzağında. Beni zehirleyip öldürmek istiyorlar. Anamı tandıra atacağım, onun yerin ben öleceğim. Anam geçip gidecek bir nefeslik canıyla, bense sonsuza dek burada kalacağım acımla.
Çocuklarım olacak yarım düzine. Unutmayacağım ama anamın ölüsünü. Ayaklarıma, boynuma dolanacak kızıl yılanlar. Yanacak ateşte anam, öleceğim ben bir başıma. Yazık olacak dünya güzeli anama. Yazık olacak gençliğime. Meydan kızıl yılanlara kalacak.
Gözümün önünden gitmiyor babamın akan kanı. Kan amcalarımın kin ve nefretiyle, köylülerin fitne ve fesadıyla bir zaman sonra kızıl yılanlara dönüşüyor. Ninem, amcalarım, Deli Haydar, Remzi Taşyürek ve diğerleri yerdeki kızıl yılanları alıp üzerime atıyorlar. Peşimi bırakmıyor kızıl yılanlar. İçimdeler, dışımdalar, her yerdeler. Kaçış yok.
Anamı öldürtecekler bana. Yüreğimde onun ateşini körüklüyorlar. Tandırı gözlerimin önünde. Sonra körükleniyor anamın tandır ateşi babamın akan kanıyla. Ben ölümlerden ölüm beğeniyorum Anavarza düzünde. Kimse gelmiyor yanıma, kimse konuşmuyor benimle.
Önce kundağı sedefli bir tüfek veriyorlar elime, sonra altıma üç yaşında bir Arap tayı koyuyorlar. Salıyorum kendimi ötelere. Dağ bayır anamın ölümünü arıyorum bir çocuk saflığında. Kimseler yok. Sadece savunmasız bir çocuk ve onların kızıl yılanları var dört bir yanımda. Kızıl yılanlar tarafından kuşatılmışım. Kaçış yok onlardan. Kaçış yok Çukurova yazgısından. Kaçış yok kinine esir olmuş taş yüreklilerden.
Sandukanın içindeyim, gözlerimi açıyorum. Kızıl yılanlarla göz göze geliyorum. Üzerimde anam Esme’nin gölgesi. Sandukanın içinde ölümün sonundaki son yaşam kırıntılarını topluyorum korkudan mosmor olmuş parmak uçlarıyla. Kimse yok. Sadece onların kızıl yılanları var. Bir de babam Halil’in imkansız mirası; çelişkili yaşamı, ağır ölümü ve savrulan duran cesedi.
Kürt Cerrah gel de sar yaralarımı, kurtar beni bu kızıl yılanlardan. Senin de gücün yetmez buna, değil mi? Sen dışarıdaki kızıl yılanları nasıl etkisiz hale getireceğini biliyorsun, içeridekilerine ulaşamazsın. İçeridekileri ancak ben öldürebilirim anamın duasıyla. Anamın duasını değil bedduasını kovalıyorum.
Anam Abbas’ın ölüsünü Anavarza tepesine koymuş gizlice, herkes bunu bilmiş ve meydan kızıl yılanlara kalmış. Ağzını açanın dilinden kızıl yılanlar dökülüyormuş.
“Dünya güzeli ananı öldürme” diyorsun bana, Dursun Emmi. Doğru diyorsun, haklısın. Hangi evlat anasını öldürmek ister ki? Ama peşimi bırakmıyor kızıl yılanlar. Damarlarımda dolaşıyor onların kızıl yılanları. Kurtuluş yok onlardan. Önce ruhumu öldürecekler, sonra ben anamı tandıra atacağım. Beraber yanacağız Anavarza düzünde.
“Anasını öldürenler bu dünyada hiç rahat yüzü görmez, öteki dünyada da zebaniler onları rahat bırakmaz” diyorsun Lokantacı Kürt Sülo. Doğru diyorsun ama yaşam okum çoktan çıktı ölüm yayından. Rahat vermiyor kızıl yılanlar. Ellerimden tutuyorlar. Onların elleriyle ölüm yayını gerip yaşam okunu bırakıyorum tandırın başında duran anama. Yanıyor anam, ölüyorum ben.
Kırlangıçların yuvasını bozuyor kızıl yılanlar. Bütün kırlangıç yavrularını yiyorlar. Anam tandırın ateşin yanıp kül oluyor. Elimdeki kundağı sedefli tüfek patlıyor, kızıl yılanlar dağılıp gidiyor kendilerine yeni bir kurban bulmak için. Anamın kül olan cesediyle kalakalıyorum.
Yorumlar
Misafir olarak yorum yazın ya da daha etkili bir deneyim için oturum açın
Yorum yazın