Komisyonun ortak raporu, güvenlik metni mi, çözüm belgesi mi?

2 saat önce
Hüsamettin Turan
A+ A-

Komisyon raporunun kabul edilmesiyle birlikte Türkiye’de bir kez daha “yeni dönem”, “normalleşme” ve “terörsüz Türkiye” söylemleri dolaşıma sokuldu. Ancak metnin kavramsal çerçevesi dikkatle incelendiğinde ortaya çıkan tablo, çözüm iradesinden çok güvenlikçi sürekliliğin tahkimi olarak görünmektedir. Çünkü bir metin, ele aldığı sorunu hangi kelimelerle tanımlıyorsa, niyetini de orada açığa vurur. Bu rapor, Kürt meselesini siyasal eşitlik, anayasal güvence ve kolektif haklar zemininde değil; güvenlik ve terörle mücadele başlığı altında ele almaktadır. Bu tercih tesadüf değil, tarihsel bir devlet aklının devamıdır.

Cumhuriyet tarihi boyunca Kürt meselesi hiçbir zaman kurucu eşitlik sorunu olarak kabul edilmedi. İsyan, eşkıyalık, bölücülük ve nihayet terör kavramları, siyasal talebin üzerini örten kriminal kategoriler olarak kullanıldı. Kavram siyasaldır; “terör” dediğiniz anda müzakere alanı daralır, hak talebi kriminal çerçeveye sıkışır. Bu nedenle bugün tekrar edilen “terörsüz Türkiye” ifadesi bir müzakere dili değil, bir güvenlik bildirgesidir. Siyasal özneyi eşit muhatap olarak tanımayan bir dil, barış dili değildir.

Raporun en dikkat çekici yönü, Kürt kimliğinin ismen dahi anılmamasıdır. Metinde “Kürt” yoktur. “Kürtçe” yoktur. Kolektif hak kavramı yoktur. Anadilde eğitim yoktur. Yerel demokrasiye ilişkin yapısal dönüşüm yoktur. Anayasal güvenceye dair somut bir madde yoktur. Siyasal tutuklulara ilişkin açık bir düzenleme yoktur. O halde sormak gerekir: Siyasal içeriği bulunmayan bir metin nasıl çözüm olarak sunulabilir?

Karşılaştırmalı örnekler bu soruyu daha berraklaştırır. Birleşik Krallık İngiltere Kuzey İrlanda sorununda Good Friday Anlaşması ile tarafları eşit siyasal özne olarak tanımış ve güç paylaşımı mekanizması kurmuştur. İspanya Bask meselesinde özerklik statüsünü anayasal çerçeveye dahil etmiş; Kanada Quebec meselesini referandum ve anayasal müzakere süreçleriyle yönetmiştir. Bu örneklerin ortak noktası şudur: Devlet, karşısındaki kolektif kimliği açıkça tanımış ve siyasal statü tartışmasını meşru kabul etmiştir. Türkiye’de ise isim anılmadan süreç yürütülmektedir. Bu durum müzakere değil, tek taraflı çerçeve dayatmasıdır.

Ancak bugünkü tartışmanın en ağır boyutu yalnızca devletin güvenlikçi yaklaşımı değildir. Asıl sarsıcı olan, Kürt siyasal alanındaki suskunluktur. Abdullah Öcalan’ın mutlak tecrit koşullarında şekillenen siyasal yöneliminin “direniş stratejisi” olarak sunulması ciddi bir teorik sorunu barındırmaktadır. Siyasal temsil, özgür iletişim ve kamusal tartışma zemininde anlamlıdır. Mutlak izolasyon altında oluşan yönelimlerin, kolektif halk iradesinin nihai ifadesi gibi kabul edilmesi demokratik açıdan problemli bir durumdur. Bu, bir kişiyi hedef almak değil; temsil mekanizmasının doğasını sorgulamaktır.

Daha ağır olan ise Halkların Demokratik Partisi’nin bu tablo karşısında güçlü bir itiraz geliştirememesidir. Ortada statü yoktur. Hak yoktur. Eşitlik yoktur. Anayasal güvence yoktur. Buna rağmen süreci savunma refleksi sürmektedir. Siyasal temsilin görevi, kapalı kapılar ardında yürütülen belirsiz müzakereleri sorgulamak ve halk adına şeffaflık talep etmektir. Eğer temsil makamı bunu yapmıyorsa, meşruiyet aşınır.

Bir halkın kaderi kapalı görüşmelerle belirlenemez. Modern siyasal kuram, kolektif hak meselelerinde şeffaflık ve kamusal müzakereyi esas alır. Güney Afrika’da apartheid sonrası geçiş sürecinde müzakereler kamusal tartışmaya açılmış; Kolombiya’da FARC ile varılan anlaşma referanduma sunulmuştur. Türkiye’de ise kamuoyu yalnızca sonuç bildirilerini görmekte, içeriğe dair somut bilgiye erişememektedir. Bu durum sürecin demokratik niteliğini zayıflatmaktadır.

Ben bir Kürt olarak meseleyi soyut kavramlarla değil, tarihsel hafızanın içinden okuyorum. Kürt meselesi yalnızca silahların susması değildir. Kürt meselesi, inkârın bitmesidir. Kürt meselesi, kimliğin anayasal güvenceye kavuşmasıdır. Kürt meselesi, yerel iradenin merkezi vesayetten kurtulmasıdır. Eğer bunlar masada değilse, ne konuşulmaktadır? Eğer kolektif hak tanınmıyorsa, hangi tarihsel sorun çözülmektedir?

Bugün devlet güvenlik söylemini korumakta; Kürt siyasal alanı ise süreci savunmakta fakat içeriğini açıklayamamaktadır. Halkın sorduğu basit soru cevapsızdır: “Kazanım nedir?” Eğer somut anayasal değişiklik, statü, hak ya da güvence gösterilemiyorsa, ortada ilerleme yoktur. Siyasal meşruiyet, sabır çağrılarıyla değil, somut kazanımlarla inşa edilir.

Hiçbir liderin gölgesi bir halkın özgür iradesinden büyük değildir. Siyasal bilinç kişilere endeksli kaldığı sürece kurumsal demokrasi gelişmez. Eğer bugün “bekleyin” deniyorsa, bu strateji değildir. Hak mücadelesi pasif bekleyişle değil, açık taleple yürütülür. Teslimiyet kavramı ağırdır; fakat eşitlik talebinin geri plana itilmesi daha ağırdır. Eğer süreçte statü yoksa, anayasal değişim yoksa ve buna rağmen destek isteniyorsa, burada sorgulanması gereken ciddi bir yönelim vardır.

Sorular nettir:

Hangi anayasal değişiklik masadadır?

Anadilde eğitim konusunda somut adım var mıdır?

Yerel yönetimlerin yetkileri genişletilecek midir?

Siyasal tutuklular meselesi nasıl çözülecektir?

Kolektif kimlik anayasal metinde nasıl tanımlanacaktır?

Bu sorulara açık cevap verilmedikçe savunulan şey barış değil, belirsizliktir.

Sonuç olarak ortada eşit iki özne arasında yürütülen şeffaf bir müzakere yoktur. Ortada kolektif hakların anayasal güvenceye kavuştuğu bir taslak yoktur. Ortada inkârın sona erdiğini gösteren yapısal dönüşüm yoktur. Fakat güvenlik söylemi vardır. Sabır çağrısı vardır. Sessizlik vardır.

Kürt meselesi bir güvenlik başlığı değil, siyasal eşitlik meselesidir. Bir halkın adı anılmadan barış kurulamaz. Bir halkın dili tanınmadan eşitlik sağlanamaz. Bir halkın iradesi kapalı kapılar ardında temsil edilemez.

Eğer gerçekten çözüm isteniyorsa, mesele güvenlik dosyasından çıkarılıp anayasal eşitlik zeminine taşınmalıdır. Aksi halde bu süreç, barış süreci olarak değil; güvenlik paradigmasının yeniden üretimi ve siyasal tasfiye stratejisi olarak tarihe geçecektir.

 

 

(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)

 

 

 

Yorumlar

Misafir olarak yorum yazın ya da daha etkili bir deneyim için oturum açın

Yorum yazın

Gerekli
Gerekli