Mesud Barzani’nin tarihsel söylemi üzerinden Kürt milletinin ontolojik birliği

14 saat önce
Hüsamettin Turan
Etiketler Mesud Barzani Kürtler küresel güçler dört parça tek millet ortak kader
A+ A-

Mesud Barzani’nin “Kürt milleti tek millettir, kaderimiz birdir. Kürdistan toprakları haksızca bölünmüştür” şeklindeki beyanı, yalnızca güncel siyasal gelişmelere verilen bir tepki değil; Kürt milletinin modern tarih boyunca maruz kaldığı parçalanmışlığın, inkârın ve siyasal dışlanmışlığın bütünlüklü bir muhasebesi niteliğindedir.

Bu ifade, uluslararası hukukun dar çerçevesine sıkışmış taleplerden ziyade, Kürt milletinin varlığını tarihsel hafıza, kolektif bilinç ve ontolojik süreklilik temelinde yeniden siyasal dilin merkezine yerleştirmektedir. Barzani’nin bu çıkışı, Kürt meselesini bir kez daha güvenlik, terör ya da entegrasyon dosyalarına indirgeyen bölgesel ve küresel yaklaşımlara karşı güçlü bir karşı anlatı üretmiştir.

“Tek millet” vurgusu, Sykes-Picot düzeninin Kürtler açısından yarattığı en büyük tahribata doğrudan işaret etmektedir. Ortadoğu’nun emperyal paylaşım sürecinde çizilen sınırlar, Kürt milletini dört ayrı devlet yapısı içine hapsetmiş; ancak bu bölünmüşlük, Kürtlerin tarihsel, kültürel ve sosyolojik bütünlüğünü ortadan kaldıramamıştır.

Barzani’nin ifadesi, bu noktada hukuki statülerden bağımsız bir hakikati dile getirmektedir: Millet olmak, öncelikle tarihsel bir gerçekliktir; devlet ise bu gerçekliğin siyasal ifadesidir. Kürtlerin devletlerden yoksun bırakılmış olması, millet olma vasıflarını ortadan kaldırmamış; aksine bu vasfı daha dirençli hale getirmiştir.

“Kürdistan toprakları haksızca bölünmüştür” cümlesi ise, mağduriyet söylemi üretmekten ziyade, tarihsel bir adaletsizliğin teşhiridir. Bu adaletsizlik, yalnızca Kürtlerin topraksız bırakılmasıyla sınırlı değildir; aynı zamanda Kürt milletinin siyasal özne olarak tanınmasının sistematik biçimde engellenmesini de kapsamaktadır.

Barzani’nin burada yaptığı vurgu, mevcut sınırların kutsallığına değil; bu sınırların hangi koşullarda, kimlerin iradesi dışında ve hangi halkların aleyhine çizildiğine yöneliktir. Bu yönüyle konuşma, revizyonist bir harita çağrısı değil; tarihsel hafızanın inkâr edilemeyeceğine dair ontolojik bir hatırlatmadır.

Bu açıklamanın yapıldığı tarihsel bağlam, söylemin anlamını daha da derinleştirmektedir. Suriye’de Kürtlerin, özellikle de SDG öncülüğündeki direniş ve özyönetim deneyiminin askeri, siyasi ve diplomatik olarak yalnızlaştırıldığı bir dönemde yapılan bu çıkış, rastlantısal değildir.

Kobani’nin yeniden insani bir felaket riskiyle karşı karşıya bırakılması, Şam yönetiminin “entegrasyon” adı altında Kürt siyasal iradesini tasfiye etmeye yönelmesi, Türkiye ve İran gibi bölge devletlerinin Kürt meselesini dar güvenlik paradigmasına hapsetmesi ve uluslararası toplumun derin sessizliği, Barzani’nin sözlerini tarihsel bir müdahale haline getirmiştir. Bu bağlamda Barzani, Kürt meselesini yerel ve geçici bir kriz olmaktan çıkararak, uzun erimli bir halk meselesi olarak yeniden çerçevelemiştir.

Bu çerçeve değişikliği, doğrudan bir meydan okuma değil; siyasal algının dönüştürülmesine yönelik stratejik bir hamledir. Kürtler, bu söylemle birlikte, yalnızca sahadaki askeri güçleri ya da geçici ittifaklarıyla değil; tarihsel süreklilikleri ve kolektif kader bilinciyle görünür kılınmaktadır. Barzani’nin dili, sert tehditler yerine, tarihsel gerçekliğin ağırlığını kullanarak konuşmaktadır. Bu, Kürt siyasal tarihinde nadir görülen bir söylemsel olgunluk örneğidir.

Bu noktada Mesud Barzani’nin siyasi liderliği ve siyasal rolü, yalnızca bir konuşmanın bağlamı olmaktan çıkıp, Kürtlerin modern devletleşme deneyiminin sembolüne dönüşmektedir. Barzani, Kürtlerin devlet fikrinin ilk kez kurumsal, yönetilebilir ve uluslararası muhataplık üreten bir forma kavuştuğu sürecin merkezinde yer almıştır.

Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin ortaya çıkışı, her ne kadar eksiklikler ve yapısal sorunlar barındırsa da, Kürt milletinin tarihindeki en somut devletleşme pratiğini temsil etmektedir. Bu deneyimin sürekliliği, büyük ölçüde Barzani çizgisinin aşamalı, gerçekçi ve halkın uzun vadeli çıkarlarını gözeten siyasal aklıyla mümkün olmuştur.

Bu bağlamda Mesud Barzani, Kürdistan’ın kurtuluşu, barış içinde yaşaması ve istikrarlı bir siyasal yapı olarak varlığını sürdürebilmesinin temel garantörlerinden biri olarak algılanmaktadır.

Ortadoğu’nun sürekli savaş, iç çatışma ve devlet çöküşleriyle anılan yapısı içinde Kürdistan’ın görece istikrarlı bir alan olarak ayakta kalabilmesi, tesadüf değil; bilinçli siyasal tercihlerin sonucudur.

Barzani’nin liderliği, maceracı genişleme hayallerinden ziyade, mevcut kazanımların korunmasına, kurumsallaşmaya ve iç barışın sürdürülmesine dayanmaktadır. Bu yönüyle Barzani, Kürt siyasetinde sıkça görülen duygusal radikalizmin değil; tarihsel sorumluluğun temsilcisi olarak öne çıkmaktadır.

Bu nedenle Barzani etrafında kenetlenme çağrısı, kişisel bir yüceltme ya da lidere koşulsuz bağlılık talebi olarak okunmamalıdır. Bu çağrı, Kürt milletinin elinde bulunan sınırlı ama hayati devletleşme kazanımlarının korunması ve ileri taşınması için yapılan stratejik bir uyarıdır.

Kenetlenme, eleştirinin reddi anlamına gelmez. Aksine, öneri ve uyarıların doğru, zamanında ve yapıcı biçimde dile getirilmesi, Kürt siyasal aklının olgunlaşmasının zorunlu bir parçasıdır. Ancak bu eleştirilerin, Kürtlerin ortak kaderini zayıflatan iç parçalanmalara ve meşruiyet aşındırıcı çatışmalara dönüşmesi, tarihsel bir intihara eşdeğerdir.

Mesud Barzani’nin temsil ettiği siyasal çizgi, tam da bu ince denge üzerinde yükselmektedir: eleştiriye açık, fakat ulusal birlikten taviz vermeyen; farklılıkları tanıyan, fakat ortak kader bilincini önceleyen bir yaklaşım. Bu yaklaşım, Kürt birliğini romantik bir ideal olmaktan çıkararak, dağılmanın ve tasfiyenin panzehiri olarak konumlandırmaktadır. Birlik, bu bağlamda duygusal bir slogan değil; 21. yüzyılın sert jeopolitiği içinde var olmanın zorunlu koşulu olarak sunulmaktadır.

Barzani’nin söylemi, bölgesel ve küresel aktörlere yönelik çok katmanlı mesajlar da içermektedir.

Şam yönetimine verilen mesaj,

Kürtlerin sıradan bir entegrasyon dosyası olmadığıdır. Türkiye’ye yöneltilen mesaj, Kürt meselesinin sınır içi bir güvenlik problemiyle sınırlanamayacağı; bölgesel ve tarihsel bir halk meselesi olduğudur.

İran’a dönük mesaj,

Baskı ve asimilasyonun hafızayı silemeyeceği gerçeğini hatırlatır.

Batı’ya verilen mesaj ise,

Kürtlerin yalnızca kriz anlarında hatırlanacak geçici müttefikler değil; kalıcı bir siyasal özne olduğudur. Dünya Kürtleri parça parça konuşmak isterken, Barzani Kürtleri tek bir tarihsel cümle içinde kurmaktadır.

21. yüzyıl, Kürt milleti açısından yalnızca yeni tehditler değil, aynı zamanda yeni imkânlar da barındırmaktadır. Bu imkânların değerlendirilebilmesi, sloganlardan ziyade kurumsal akla, siyasal istikrara ve tarihsel hafızaya dayalı bir strateji gerektirmektedir.

Barzani’nin son çıkışı, Kürtlerin geleceğini silahlı romantizmle ya da edilgen bekleyişle değil; akılcı, eleştirel ve birlik temelli bir siyasal çizgiyle kurmaları gerektiğini hatırlatmaktadır. Kürtlerin 21. yüzyılda çığır açabilmesi, tam da bu bilinçle mümkündür.

Bu metinde ele alınan söylem ve liderlik pratiği, Kürt milletinin varlık mücadelesinin geçici bir evresi değil; uzun erimli bir tarihsel yürüyüşün parçası olarak okunmalıdır.

Mesud Barzani’nin temsil ettiği çizgi, Kürtlerin yalnızca bugünkü kazanımlarını değil, gelecekteki siyasal ufkunu da şekillendirme iddiasını taşımaktadır.

Kürt milletinin birlik, barış ve istikrarlı yaşam arzusu, bu tür tarihsel, ontolojik ve siyasal farkındalıklarla güç kazanmaktadır.

Bu nedenle Barzani’nin çıkışı, geçici bir gündem değil; Kürtlerin 21. yüzyıldaki yolunu aydınlatmayı hedefleyen güçlü bir hafıza ve bilinç çağrısı olarak anlam kazanmaktadır. 

(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)

Yorumlar

Misafir olarak yorum yazın ya da daha etkili bir deneyim için oturum açın

Yorum yazın

Gerekli
Gerekli