Kızıl Kürdistan’ın kalbi Laçin, bugüne dek hep geçmişin tozlu sayfaları arasında, nostaljik bir coğrafya olarak konuşuldu. Oysa bugün geldiğimiz noktada, Laçin’i sadece dünle değil, bugünle ve istikballe konuşmanın vakti çoktan gelmiş, hatta geçmiştir.
Kürdistan’ın dört parçasında ve "Dış Kürdistan" olarak adlandırılan Kafkasya, Horasan, Cihanbeyli ve Haymana gibi bölgelerde milli bilincin ve sahiplenmenin derinleştiği bir dönemden geçiyoruz. Bu yeni dönemde Laçin, artık sadece hüzünlü bir hatıra değil, yenilenmenin ve geri dönüşün sembolü olmalıdır.
Yıllarca "kapalı bir kutu" gibi kalan, yerlileri dışında çok az Kürdün ziyaret edebildiği bu kadim topraklara son dönemde gerçekleştirilen ziyaretler, ezber bozan bir gerçeği gün yüzüne çıkardı.
Özellikle İlhan Genç’in gerçekleştirdiği son ziyaret, bölgede Kürd nüfusunun yeniden topraklarına döndüğünü, evlerini inşa ettiğini ve köklerine sahip çıkmaya çalıştığını somut bir şekilde gösterdi. Bir zamanlar Kaf Dağı’nın arkasındaki ulaşılmaz bir efsane, bir "hayal ülke" gibi görülen Kızıl Kürdistan, artık el tutulur bir yakınlıktadır.
Şu an bölgeden gelen haberler umut verici: Ermenistan işgali döneminde Gürcistan’a, Rusya’ya veya Bakü’ye göç etmek zorunda kalmış Kürdler, ata topraklarına geri dönüyor. Azerbaycan hükümetinin de bu yeniden yapılanma ve geri dönüş sürecine destek sunduğu ifade ediliyor.
Bu noktada Kürd sivil toplum örgütlerine, aydınlarına ve diasporadaki yapılara tarihi bir görev düşüyor: Bölgeyi daha görünür kılmak, dil, kültür ve tarih bilincini diri tutacak çalışmalar yürütmek.
Sohrab Muhammedi’nin "Şarecan" klamında geçen Zangilan tasviri, bu bölgenin tarihsel kaderini ve sınırlarını ne güzel çizer... Bölge, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki savaşların ardından yeni bir sürece girdi.
Amedli bir fotoğraf sanatçısının ve ardından İlhan Genç’in tanıklıklarıyla, bu "kayıp ülke" üzerindeki sis perdesi aralanıyor. Ancak asıl mesele, Laçin ve çevresindeki Kürd coğrafyasını sadece izlemek değil; onu anlamak ve kültürel bir perspektifle yeniden sahiplenmektir. Bu sahiplenme; siyasi çekişmelerin ötesinde dilsel, kültürel ve tarihi bir uyanış olarak gündeme taşınmalıdır.
Tarihsel bir parantez: Uyezd’den Okrug’a
Tarihin tozlu raflarına baktığımızda; 23 Mayıs 1923’te bölgeye "Kürdistan Uyezd" adıyla otonom bir statü verildiğini görüyoruz. Değişen siyasi dengelerle birlikte bu statü, 30 Mayıs 1930’da daha geniş bir idari yapı olan "Kürdistan Okrug"a dönüştürüldü.
Bu, Kürd nüfusunun yoğunluğunu ve bölgedeki tarihsel varlığını tescil eden bir idari biçimdi. Ancak ne yazık ki bu kazanımlar; Sovyetler Birliği, Türkiye ve diğer bölgesel ittifakların çıkarları uğruna kurban edildi. Kürdler sürgün edildi, hakları yok sayıldı ve demografik yapı darmadağın edildi.
Buna rağmen Kafkasya Kürdleri, özellikle Güney Kürdistan’ın özgürleşmesinden aldıkları ilhamla; sivil toplum, akademi ve ekonomi alanında bağlarını güçlendirdiler. Gürcistan’dan Kazakistan’a kadar uzanan bu geniş coğrafyadaki Kürd nüfusu, bugün tarihi bir bilinçle hareket ediyor. 2020 yılındaki savaştan sonra Laçin’in işgalden kurtulması, bu dinamizmi daha da artırmış görünüyor.
Kültürel akrabalık ve kadim miras
Laçin Kürdlerinin; Horasan, Maraş, Malatya ve Adıyaman Kürdleri ile sadece ortak bir geçmişi değil, birbirine ikiz kadar benzeyen bir kültürü vardır. 1600’lü yıllar öncesinde Batı Kürdistan’dan Horasan’a ve Kafkasya’ya uzanan göç yolları, bugün hala aynı ezgilerde ve geleneklerde yaşamaktadır. Şeddadiler ve Revandiler gibi, 900-1200 yılları arasında bu bölgede hüküm sürmüş büyük medeniyetler, Kürd tarihinin yapı taşlarıdır.
Bugün Hejarê Şamil’in verilerine göre Azerbaycan genelinde 300 bine yakın Kürd yaşamaktadır. Bu nüfusun kültürel hafızasını canlı tutan; haftalık gazeteler, radyolar ve dijital yayınlar, "Kürdistan Diplomat" gibi arşiv niteliğindeki çalışmalar takdire şayandır.
Sonuç yerine
İmparatorlukların savaş alanı olan, yıkımlarla ve sürgünlerle yorulan Kızıl Kürdistan, bugün küllerinden doğmaya çalışan bir Zümrüdüanka gibidir. 1988’de 80 bin Kürdün göç yollarına düştüğü o trajik süreçten, bugün yeniden inşa edilen Laçin’e uzanan yol, hepimiz için öğreticidir.
Şimdi sormak gerekir: Laçin bizim için Kaf Dağı’nın ardındaki bir masal mı kalacak, yoksa el verip büyüteceğimiz bir hakikat mi olacak? Cevap, bizim onu ne kadar duyduğumuzda ve ne kadar gördüğümüzde saklıdır.
Notlar ve Referanslar:
-İbrahim Aliyev, Kürd Media Merkezi kurucu ve yöneticisi güçlü sivil faaliyetlerini sürdürmektedir,
-Zabit Mammadov, Komela Ronahi yöneticisi,
-Kamiz Sheddadi'de bölgeden gazeteci, medya çalışanı,
-Tahir Sileman, Kürd Diplomat gazetesini ve arşivini uzun yıllar büyük bir emekle sürdürüyor,
-Yazı İlhan Genç'in Azarbaycan,Laçin gezi notları çerçevesinde yazılmıştır,
-Faik Bulut, 04.09.2019, Duvar Gazetesi
-Hejarê Şamil, Kafkasya Kürd Enstitüsü kurucusu ve başkanı,
-Nerdeyse 1600 yıllarını ve Kızıl Kürdistan'ı anlatan ağıt için ( Bu arada Baba annemin ve Ablamın adının Şare olduğunu belirtmeliyim)
- Sohrab muhammedi- ŞARECAN -
-Konu hakkında ayrıntılı bilgiler için program burada izlenebilir,
DI REWŞA DO Û ÎRO DA KURDÊN AZERBEYCANÊ
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)
Yorumlar
Misafir olarak yorum yazın ya da daha etkili bir deneyim için oturum açın
Yorum yazın