İnsan ve ideolojik körlük

1 saat önce
Roni Aydın Dere
Etiketler ideolojik körlük parti cemaat diktatörler liderler
A+ A-

İdeolojik körlük, insanlık tarihinde belki de en dehşet verici handikaplardan biri olarak ulusal ve sınıfsal davaların kaybedilmesine, büyük kitle katliamlarına, hatta soykırımlara varan trajedilere yol açmıştır.

Bu kavram, bireylerin veya grupların sahip oldukları ideoloji, kimlik, önyargı ve gerçeklikten sapmış düşünce ve duygular nedeniyle nesnel gerçekliği görememesi, çarpıtması veya reddetmesidir. Dünya olaylarını, kişileri ve kurumları kalıplaşmış, sekter bir tutumla değerlendirirken empoze edilmiş hazır şablonlar, ön kabuller ve duygusal filtreler kullanmak anlamına gelir.

Bu süreçte akıl ve vicdan devre dışı bırakılır. Böylece ideolojik körlük, insanı bir ideoloji için kullanılabilir hâle getirirken onu tüm potansiyelleriyle birlikte harcama alanına iter. İdeolojik körlük girdabına girenlerde maddi, manevi ve insan kaynakları açısından çok yönlü bir sömürü ve kullanım alanı yaratılır. İdeolojik körlüğün kurbanları, olay ve olguları değerlendirirken nesnel gerçekliği aramak yerine edinilmiş ve katılaşmış önyargılarla hareket ederler.

Doğruluğu kanıtlanmamış verilere körü körüne inanır, aksini savunanlara şuursuzca karşı çıkarlar. Hatta bunu bir komplo olarak görüp şiddet duygusuna kapılırken, bunun bir tür zihinsel zehirlenme olduğunun farkına bile varmazlar. Önyargıların aşırılaşmış hâliyle yaşar ve kendilerini dünyanın mağdurları olarak görürler.

Bir parti, inanç grubu ya da cemaat üyeleri, gerçek dünyanın içinde zihinlerinde bambaşka bir dünya kurarlar. Bu ideoloji, dünyayı anlamlandırmak için lider, parti veya cemaatin hazır retorik ve şablonlarıyla şartlandırılır. Böylece ideolojik yapı, kendisine bağladığı kitleyi ya da kadroları istediği gibi yönlendirebilir.

Sonuçta sanal bir gerçeklik oluşur ve nesnel gerçekler kaybolur.

Tarihi örnekler ve sonuçları

Dünyada bunun örnekleri sayısızdır. II. Dünya Savaşı’nda on milyonlarca insanın kıyımdan geçirilmesinde, kentlerin ve ülkelerin yıkımında Nazizm ve Stalinizm gibi ideolojiler, ideolojik körlükten ders çıkarılması gereken trajik örneklerdir. Kamboçya’daki Kızıl Khmerler, yakın tarihte Vahhabilik’in etkisiyle ortaya çıkan IŞİD de benzer ideolojik körlük hareketleridir. İdeolojik körlük aynı zamanda diktatörlükler yaratır.

Bu diktatörlerin ortak algısı şudur: “Çok güçlü, çok zeki, dünyayı etkileyecek ve değiştirecek niteliklere sahip olduğu için emperyalistler ona düşmandır.” Bu algı; eğitim çalışmaları, basın, mitingler, konferanslar ve benzeri araçlarla yoğun biçimde pekiştirilir. İdeolojik körlük sadece siyasetle sınırlı değildir.

Kişi, bağlandığı ideolojinin, liderin veya partinin kusurlarını fark edememekle kalmaz; sürekli kılıflar uydurur, en dehşet verici hatalarına bile “Onun bir bildiği vardır” diyerek gerekçeler üretir ve bir büyülenme girdabına girer.

Şiddeti esas alan radikal inanç gruplarında da inanç körlüğü ile ideolojik körlük arasında ciddi bir fark yoktur. Her ikisinde de kişi, kendi inançlarına (dini, ideolojik, siyasi veya kişisel) manyaklık derecesinde bağlanır. Çelişkileri, karşı kanıtları veya farklı görüşleri göremez. Her şeyi kendi inancını doğrulayacak şekilde yorumlar, aksi delilleri reddeder, hatalarını eleştiren herkesi küçümser ve düşman kategorisine koyar.

Bu, zihinsel bir “körlük” hâlidir ve gerçeklik ile manipülasyon arasındaki farkı ayırt edemez. Bu hâl ve mizaç aynı zamanda sürü psikolojisini de yaratır.

Psikolojik boyut ve yankı odaları

Psikolojide bu duruma “doktriner körlük” (doctrinal/ideological blindness) denir. İdeolojik bakış, gerçeği ve büyük hakikati görmeyi engeller. Beyin, inancı korumak için gerçeği filtreler.

Bu hâl şiddeti de esas alıyorsa tehlike kat kat artar; entelektüeller ve muhalefet şiddet yoluyla hedef alınır. Yoğun ajitasyon ve demagojiyle parti, lider, ideoloji ya da inanç uğruna işkence, hakaret, iftira, itibar suikastı ve hatta cinayet meşru görülür. Medya ve sosyal çevre bunu “echo chambers” (yankı odaları) ile besler. Algıyı, akıl yürütme biçimini ve kavrama filtresini güçlendirerek kişinin dışarıdaki çelişkileri görmesini engeller.

İdeolojik körlüğe kapılmış kişi, gerçeği araştırma ve inceleme ihtiyacını hissetmez; ideolojiyi kendisini tamamlayan bir unsur olarak kullanır. Benliğini ideolojiyle doldurur, kendi tarafının hatalarını, ihanetlerini, insan hakları ihlallerini, cinayetleri veya yolsuzlukları “hainlere, dış güçlere, muhalefete” bağlar; karşı tarafın başarılarını ise daima ve sistematik olarak yok sayar. Tıpkı holiganlar gibi “Bizimkiler her zaman haklıdır” saplantısıyla yaşar.

İngiliz psikolog Peter Wason ve David Lopez, bu kavramı gerçekliği görememe ve tek taraflı bakışla “büyük resmi” kaçırma olarak tanımlar. Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın da bu alandaki önemli tespitleri vardır. Albert Einstein’ın önyargıya dair sözleri ise konuyu çok iyi özetler: “Önyargıları yok etmek, atom çekirdeğini parçalamaktan daha zordur.” Başka bir konuşmasında “Sağduyu, on sekiz yaşına kadar kazanılan önyargıların toplamıdır,” der. Düşünür ayrıca “Büyük ruhlar, her zaman vasat zekâların şiddetli muhalefetiyle karşılaşmıştır. Vasat zihin, geleneksel önyargılara körü körüne boyun eğmeyen ve bunun yerine görüşlerini dürüstçe ve cesurca ifade eden insanı anlayamaz,” der. İdeolojik körlük, normal bir insan eğilimi gibi görünse de aslında kişinin kendisi olmaktan çıkıp kendine yabancılaşmasıdır.

Birçok düşünür ve psikolog, sorgulama, eleştirel düşünme ve kaliteli bir bilimsel eğitimin bu körlüğü azaltmanın ana yolu olduğunu belirtir; lakin bu sanıldığı kadar kolay değildir.

Birey olmak ve özgürleşmek

İdeolojik körlük bir kader değildir. Elbette bu tuzaktan kurtulmak, kişinin aklını ve vicdanını özgür bırakması, ideolojiyi amaç değil araç olarak görmesi ve gerçek anlamda özgürleşmesiyle mümkündür.

Bunun için birey olmak gerekir; ideolojik kalıpların ötesinde özgün bir benlik inşa etmek, “Ben kimim ve ne olmak istiyorum?” sorusuna samimi cevaplar verebilmek gerekir. Kendi düşüncelerini sorgulayabilen, kararlarını bilinçli alan, sorumluluklarını üstlenen ve başkalarından bağımsız olarak kendi değerlerini belirleyen kişi, ideolojik körlükten uzak durabilir.

Gerçek bireylik, özgün düşünmeyi ve sağlıklı bağlar kurabilmeyi sağlar. Bilimsel eğitim, eleştirel akıl ve bireysellik; fanatizmden, ırkçılıktan ve kör inançlardan korunmanın en güçlü kalkanıdır. İdeolojik körlük yaşayan yapılar, iktidarda ya da savaş süreçlerinde yenilgiyi asla kabul etmezler.

Onlar için yenilgi bir gerçeklik değil, geçici bir yanılsamadır. Gerçeklik, inançlarının prizmasından süzülür; bu yüzden her kayıp ya “dış güçlerin komplosu” ya da mutlaka kendilerinden kaynaklanmayan bir nedene bağlanır ya da “henüz yeterince saf olmayan yoldaşların ihaneti” olarak yeniden kodlanır. Yenilgiyi kabul etmek, ideolojinin kendisinin çürütülebilir olduğunu kabullenmek anlamına gelir.

Oysa ideolojik yapı varlığını mutlak doğruluğa dayandırır. Bu nedenle yenilgi asla “biz yanılmışız” diye bitmez; daima “biz daha da radikalleşmeliyiz” diye devam eder ve şiddetini meşru görür. Tarih boyunca gördük ki, böylesi yapılar maddi olarak çökebilir, güç kaybedebilir; fakat ideolojik körlükleri sayesinde yenilgiyi zihinsel olarak asla yaşamazlar.

Onlar için asıl yenilgi, körlüğün sona ermesidir. İdeolojik körlüğü yaşayan yapılarda yenilgiyi kabulleniş değil, hatada ısrarla zafere gidileceği kanısı egemendir. Oysa yenilgiyi kabullenmeden hatalarda ısrar etmek, çürümeyi derinleştirmekten başka bir şey değildir.

Aydınlanmak ve kendinle yüzleşmek, insanın kendi iç dünyasıyla cesurca ve dürüstçe karşı karşıya gelme sürecidir. Bu, aynaya bakmak kadar basit görünse de aslında en zor yolculuklardan biridir. Kişi, bastırdığı duyguları, inkâr ettiği hataları, gizlediği korkuları ve gerçek motivasyonlarını sorgular; bu sırada ego savunmaları kırılır, rahatsızlık ve acı hissedilir ama aynı zamanda derin bir özgürleşme başlar.

Bu olgu, kendini kandırmayı bırakıp olduğu gibi kabul etmekle başlar; utanç, pişmanlık veya gurur gibi duyguları yargılamadan gözlemlemekle devam eder. Sonuçta yüzleşen kişi daha bütün ve daha güçlü hâle gelir, çünkü artık kendi gölgesiyle barışmıştır. Bu süreç tek seferlik değil, hayat boyu süren bir farkındalık pratiğidir.

  • (Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)

Yorumlar

Misafir olarak yorum yazın ya da daha etkili bir deneyim için oturum açın

Yorum yazın

Gerekli
Gerekli